·336 syf.··Beğendi
···Okunma: 31 Ocak 2020 19:42 "Hiçbir şey görmüyorum, yoğun bir sis içinde gibiyim, bir süt denizine düştüm sanki ama körlük böyle bir şey değil ki"
"Körlük" metaforu üzerinden kurgulanmış bir kitap. Yalnız bu körlük başka körlük, simsiyah değil bembeyaz bir körlük. İnsan aklının körlüğü. Yazarın mesajı da gayet açık "Kör olmak istersen olursun" ve "Bence biz kör olmadık, biz zaten kördük, Gören körler mi, Gördügü halde görmeyen körler." derken.
Kitapta ilgimi çeken iki önemli nokta vardı. Biri kitabın yazılış tarzı. Yazar noktalama işaretlerinden sadece nokta ve virgülü kullanmış, diyaloglar aynı cümle içinde ve virgüllerle ayrılmış olarak yazılmış. Bu da uzayıp giden cümleler, paragraflar oluşturuyor ki bu durum "okuyorum ama bitmiyor" hissi verdiği için sıkılmama neden oldu. Bi diğer nokta ise yazarın yer ve kişi isimleri kullanmaması. Karakterler isimlerle değil sıfatlarla aktarılıyor. Bu da karakter isimlerinin lazım olmadığının ve anlatılanların evrensel olduğunun bir göstergesi sayılabilir.