Son cümleyi de okuduktan sonra başka türlü bitemezmiş bu diye düşündüm. Yazarın çok bir profesyonelliği olmadığı belli olmasına rağmen, o kadar çok kendi dünyasından ki asla sırıtmıyor bir yerlerde.
Zaten yazılanların çoğunun yazarın kendi yaşamıyla direkt ‘somut’ olarak çok fazla bağlantısı var.
Ahmed Nurettin ismindeki dervişin -ki kendiyle adı dışında hiçbir şeyi olmadan, göğsüne adından başka muska takmadan konuşulsun isterdi- kendiyle, diniyle, ilişkileriyle yaşadığı kopuşun anlatıldığıdır.
Her şeye ihtimal verebildiği halde hiçbir şeyin olmayacağına varamayacağının kitabıdır.
Bu kadar acı çektiğini bilmiyordum, unutulmuş bir dilin kulak tırmalayan sesleri gibi.
Daha sonra gördüğümde o yeşil kapakla bağdaşmayan hayatı unutuşumu hatırlarım sanırım.
Altını çizdiğim, yazdığım çok fazla yer var. Ölçülebilir aklı selimlik için müthiş kıstas.