Kuşkusuz çok şey öğreniyorsunuz.
Bu açıdan hakkını vermek zorundayım. Net kavramsal çerçeveler ve anahtar ifadeler var. Hele "yaratıcı yıkım" kavramı çok şeyi açıklayan başlı başına bir tez. (Bu ifade Acemoğlu veya Robinson'a ait değildir. Ama bu kitap yayılmasına ve anlaşılmasına vesile oldu.)
Edebî eser olmadığı için yazım dili konusunda beklenti büyük olmamalı ama evet sıkıcı cümle ve tamlama tekrarları var.
Gelelim olumsuzluklara;
Acemoğlu'nun kendi tezlerini, başka tezleri bir kenara atarcasına anlatması anlaşılır bir şeydir. Büyük bir yanlıştır ama, başka tezlerin işe yarar kısımlarını görmemek, kendi tezinin tıkanan yanlarını gizlemek bile belki anlayışla karşılanabilir, heyecan unsuruyla açıklanabilir. Fakat sayfalarca Kongo'yu anlatırken Leopold'e ve Mobutu'ya değindikten sonra Lumumba'nın L'sini yazmamak benim affedilmez bulduğum defolardan biri oldu.
Liberal, marksist, sağcı, dinci, yeşiller vs olabilirsiniz. Hiç fark etmez. Oturtacağınız tarihsel çerçevede savunmadıklarınıza da bir rol vermek zorundasınız. Sonuçta savunmuyorsunuzdur ve bunun bir sebebi olmalıdır. Üstelik Acemoğlu'nun görmeyi reddettiği tarihsel olaylar ve kişilikler Kongo'dan ibaret değil. Sayfalarca İspanyol tarihi ama İspanya İç Savaşı yok. Küba Devrimi iki cümle geçişinden ibaret. Roma var, Spartaküs yok... Osmanlı var, Türkiye yok... Evet, çokça tekrar ettiği o "sömürücü siyasi kurumlara" ilk büyük darbeyi indirip bir eski yarı-sömürge coğrafyası Anadolu'da yine onun deyimiyle "kapsayıcı siyasi iktisadi" devrimler yapan Atatürk de yok... Yani iyi veya kötü hiçbir şekilde yok. Hadi ben devrimci komplekse girdim diyelim, Hitler bile yok. Pardon, Mao'nun alıntı cümlesinde bir kez geçiyor. Hasılkelam, okuyucu hiçbir şey bilmese, dünya tarihi liberallerin diktatörlere karşı mücadelesinden ibaret zannedecek.
Kitabın bir başka yapısal sorunu, temcit pilavı gibi her çöküş örneğini ve yükseliş ânını dönüp dolaşıp İngiltere'deki 1688 devrimine getirmesi. Efsanevî iktisat hocası hadiseleri açıklarken gayet verimli kullandığı analitik yordamı, iş çözüm önerisine geldiği vakit unutuyor ve "işte1688 Devrimi gibi bir devrim burada olsaydı ama olmadı" yollu bir kadercilikle geçiştiriyor. Ve bu geçiştirmelerin sonu hiç gelmiyor. Kitabı bitirirken Allah belamızı vermiş de Anglosakson olmamışız diye ağlamamız isteniyor.
Özetle, siyasi-iktisadi tarihe dair zengin bir okuma yapmış olursunuz. Ama kitap maalesef Çehov tarzı bitiyor :)