·451 syf.····Okunma: 31 Ocak 2020 00:00 Bu kitaba uzun soluklu bir inceleme yazmasam içim rahat etmezdi.
Pride and Prejudice, benim bundan sanırım 4 yıl önce, şehirler arası mola yerlerinde satılan kötü çeviri yayınlar arasında rast gelip aldığım bir kitaptı, çeviri o kadar kötüydü ve ben hikayenin içine o kadar girememiştim ki yarım bırakmıştım.
Epey zaman sonra bu hikayenin 6 bölümlük mini dizisine rast geldim. 1995 yapımı olan bu seri, öyle güzel bir yer edindi ki bende, kitabı tekrar iyi bir çeviriyle okuma isteğine kavuştum.
İş bankasından çıkan kitap daha çok satıyordu ve Gurur ve Önyargı olarak çevrilmesinden ötürü bana daha yakın geliyordu fakat Nihal Yeğinobalı çevirisini çok merak ettim ve bu iki kitabı yaklaşık 3 bölüm boyunca karşılaştırarak okudum. Yeğinobalı çevirisi bana çok daha doyurucu geldiğinden tercihimi Can yayınlarından yana yaptım. Kitap boyunca da çeviriden çok memnun kaldım, enfesti. Tek şikayetim Aşk ve Gurur olarak çevrilmiş olması.
Gerçek bir İngiliz klasiği idi. Yemyeşil koruluk gezileri, önümüzde uzanan çayırlar, uzun araba seyahatleri, sürekli verilen balolar ve fırıl fırıl dönüp dans eden karakterler..
Konuya çok kısa değineceğim çünkü konudan çok işlenişi ön plana çıkıyor bu kitapta. Gururu ve önyargıyı işliyor yazar. Olayların ve insanların iç yüzünü bilmeden ne kadar kolay yargıda bulunabildiğimizi, insanları "gururlu" yahut "kibirli" olarak tanımlarken, aslında bütünüyle tanımadığımız birine bu etiketleri yapıştırırken kendi kibrimizde bocaladığımızı görüyoruz.
Olaylar yavaş ilerliyor, bunun sebebi bence olayların çok doğal anlatılması. Gerçekten günlük yaşama tanık olarak uzun bir zaman dilimini aşıyoruz kitapta. Ağır ilerleyen olaylar olmasına rağmen, hiçbir olay sebepsiz yere yazılmamış, hepsi bir şekilde bir başka yere bağlanıyordu kitabın devamında, bu yüzden çok keyif verdi bana bu ağırlık.
Diyaloglar yapmacıklıktan uzaktı, iki karakter konuşuyorken odanın bir köşesinde ben de onları dinliyormuş hissine kapıldım. Bunu sağlamada çevirinin etkisini de yadsımamak gerek.
Karakter sayısı çok fazla, buna karşılık hiçbir karakter kitaba iliştirilmemiş, her karakter ayrı ayrı tutunmuş kitaba. Austen, her karakterini özenerek yaratmış. Kitabı bitirdiğinizde tüm karakterler hakkında farklı bir fikriniz oluyor, hiçbiri birbirine benzemiyor, çok renkliler. Bu renklilik, aynı olaylara insanların ne derece farklı bakabileceklerini de görmemize olanak tanıyor.
Bu noktada, olayların yavaş ilerlemesinden ve karakter fazlalığından başı dönen okurlara kendimce bir tavsiye vermek istiyorum. Bahsettiğim mini diziyi izledikten sonra bu kitabı okursanız çok daha hevesle çevireceksiniz sayfaları. Austen kalemi öyle güçlü bir yazar ki, sonunu bilmeme rağmen tüm bölümleri heyecanla okuyup bir sonrakine geçtim.
Bennet'leri çok sevdim.
Elizabeth kimi zaman kızdığım bir karakter olsada, sağduyulu olmaya erişebildi ve olayları çok güzel yönlendirdi.
Jane gerçek bir iyilik timsaliydi. Kimi zaman keşke Jane kadar olumlu olabilsem diye düşündüm. Gerçekten sıcacık ve insanlara karşı koşulsuz bir iyilik ve sevgi içindeydi.
Bay Bennet diyaloglarına en çok güldüğüm karakter oldu. Ailesine karşı yaklaşımından pişman olup kendini sorgulaması çok yerindeydi.
Bayan Bennet gerçekten de kuş beyinli bir karakterdi. Duygu değişimlerini Austen çok güzel işlemişti. En kötü durumdan bile işine yarayacak bir şey bulup çıkarması, şaşılasıydı.
Kitty ve Lydia gerçekten sinirlerimi bozdu. Hele Lydia'nın evliliği ve erkekler hakkındaki düşüncelerini okurken arsızlığına diyecek bulamadım.
Mary kendi kimliğini bence bir kalıba sokan, çevresindekilere de bunu belli etmemeye ve karakterini biraz olsun sevdirmek için didinen, aslında biraz da üzüldüğüm bir kızcağız oldu.
Bingley ve Darcy için tek kötü düşünceniz oldu mu? Şahaneydiler.
Bay Collins hakikaten budala bir adamdı. Onun övgülerini dinlerken ben de kızlarla birlikte baygınlık geçirdim.
Wichkham...... İnsanların kendilerini nasıl bize kendi istedikleri gibi gösterebileceklerini gösterdi bana.
Gardiner'ları çok sevdim..
Lucas'lar dedikoducu komşu timsaliydiler.
Lady Catherine'in her diyaloğunda göz devirdim.. Ah ah, Darcy'nin gururu nerden geliyor kestirmek zor olmasa gerek.
Şu an 21 yaşındayım, Austen'ın bu kitabı benim kadarken yazmış olması karşısında nefesim kesiliyor, mazzamdı.
Çok, çok güzeldi! Pride and Prejudice bir kez daha izlenmesin mi şimdi?