Marx'ın damadı olması yanında karısıyla birlikte intihar eden kişidir, Paul Lafargue. Yaşadığı dönem de yaptığı gözlemler sonucunda, burjuvazinin, insanı salt bir makine olarak görüp kullandığını; dini ve siyasi metinlerin de burjuvazinin emriyle hareket ettiğinden bahseder.
Yaşadığı dönemde gördüğü kapitalist uygulamaların ve ondan hareketle kapitalist bir ahlakın olamayacağını, bunun bir ahlaksızlık olduğunu ifade eder. 1813 yılında yazdığı ve sanayi toplumuna adım atan ülkelerde yaşanan köleleştirme siyasetine dikkat çeker. Kitap hem soru sorması hem de düşündürmesi sebebiyle dikkat çeken bir başlangıçla topluma sesleniyor. Çalışmanın özgür insanların değil kölelerin olduğunu antik dönem filozoflarından atıflarda bulunarak anlatır.
Anarşist bir açıdan kapitalist düzene, çalışmaya ve bu düzeni doğrudan veya dolaylı öven şair, yazar, siyasetçi veya düşünürlerin hepsine rest çeken bir kişinin anlatımını okuyoruz.
Sanayi ve makinalaşmanın insan için daha fazla boş zaman bırakacağı söylenmesine rağmen, gerçeğin bunun tam tersi olduğunu, çünkü daha fazla üretim ile insanların o makinalar başında daha fazla kaldığını ifade eder. Günümüzde de makinaların esareti altındayız ve çalışma saatleri düşeceği yerde artmaya devam ediyor. Makinalar insanı özgürleştirmedi sadece daha da köleleştirmek için yeni yollar açtı.
Paul Lafargue'nin, Tembellik Hakkı isimli kitabı okunması gereken bir kitap. Günümüze bile ışık tutarak, tüketim çılgınlığının üretim aşamasında nasıl hesaplanarak yapıldığını gözler önüne seriyor.
Teknolojinin gelişmesiyle üretim daha hızlı ve kolay yapıldığı bir ortamda niçin insanlar yine uzun saatler çalışmak zorunda kalıyor. Bu teknolojik gelişim, üretim zamanını kısaltırken neden 'dinlenme' zamanını uzatmaz? Bunu ben de söylüyorum fakat, benim dediğimin zaten bir önemi yok. Ama bunu söyleyen Marx'ın damadı. Günümüzdeki tabirlerle söylersek: Marksist, Sosyalist, Anarşist, Devrimci, Solcu, Ateist, Komünist, İmansız gibi gibi… Peki gerçekten de günümüz dünyasında teknoloji işleri o kadar kolaylaştırdığı halde bizler niye hala 8 - 9 saat çalışıyoruz?
Tembellik Hakkı isimli kitap ile önemli bir konuya ta 1813'lü yıllardan parmak basıyor. Yaşadığı dönemden küçük bir kesit sunsa da, o küçük parça günümüze kadar 'temel soru(n)' olmaya devam ediyor. Durumu yansıtmış, özlemini söylemiş.
Şimdi şu önemli soru da ortaya çıkıyor: Kimin söylediği mi önemli; ne söylendiği mi önemli?
Lafargue'nin bahsettiği o üç saatten fazla çalışma olmaması fikri maalesef sadece düşünce olarak kaldı.
Az sayfa sayısı, küçük boyutu ile okunmaya değer bir çalışma.
Ezcümle: Okuduğum baskı, Kırmızı Kitap yayınları, 11. basım Mayıs 2018 tarihli ve Işık Ergüden çevirisidir. Tavsiye ederim. Bu kitap üstüne bu şarkıyı uygun buldum: AHMET KAYA-SELDA BAGCAN-KOCERO : youtube.com/watch?v=rI3O_jd...
Bu kitabı 4 Aralık 2019 tarihinde okuyup inceleme yazısı ise 15 Şubat 2020 tarihinde 1000Kitap sitesine eklenmiştir.