Stefan zweig i ve eserlerini tanımakta geciktiğimi üzülerek itiraf ediyorum.
Ancak, en çok tanınan hikâyesi "Satranç" ile bundan sonraki Zweig okumalarımı başlatmış bulunuyorum.
Zekâ dolu kurgusunu, anlatım metodolojisini ve etkileyici betimlemelerini çok beğendim. Hikâyeden herkesin kendince çıkarsamaları olabilir. Kısa, net ve açık olduğu kadar, düşündürücü de bir hikâye. 1933 sonrası Hitler Almanyası, Nasyonel sosyalizm, yükselen yahudi düşmanlığı ve Nazi-Gestapo baskısından kaçan, bu karanlık devrin hiç bitmeyeceği yolundaki ümitsizliği sebebiyle de içine düştüğü bunalımdan dolayı intihar ederek hayatına son vermiş olan Zweig in, satranç gibi bir akıl oyununu dahi dönemin iç karartan sosyal-siyasal gelişmelerinden izler eşliğinde hikâyenin ana temasına oturtmuş oluşunu kabul edilir buluyorum. SPOLIER: Fakat gemideki gizemli yabancı Dr.B nin, Dünya sampiyonu satranç ustası czentovic e karşı maça iknâ etmek için çabalanırken, hiç tanımadığı bir kişiye kendi özel geçmişiyle ilgili bu denli ince ayrıntıları bir kerede anlatabilmiş olması, o dönemin şartları dikkate alındığında bana biraz gerçekleşmesi zor hatta düşünülemez olarak geldi. Fakat tabii ki nihayetinde 60 sayfalık bir hikâyede bunun gerçekleştirilmesini sağlayıcı ortam altyapısını hazırlamak için zweig in yeteri kadar zamanı yoktu.
Dikkatimi çekenler ve hikâyeden kendimce damıttıklarım şunlar oldu:
Titizlikle korumamız gereken en yüce değerimiz, özgür olmamızdır.
Kitap, her şart altında en sadık dost, en iyi rehberdir.
Delilikle üstün zekâ arasındaki sınır sadece bir çizgidir.
İkili ilişkilerde, işlemcisi hızlı çalışanların temposunun hararetini, ağırlaştırılmış-zamana yayılmış, kararlı bir taktikle kademeli ve bilinçli olarak düşürmek, en iyi saldırı metodudur. Bu gibilerin dengeleri, ahenkleri, ancak bu tip sabırlı taktiklerle bozulabilir. En güçlü, en acımasız saldırganların bile.
Hayatın kendisi de bütünüyle sonsuz kombinasyonlu bir satrançtır.
Herkese iyi okumalar diliyorum...