·1008 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Aralık 2019 15:30 Karamazov Kardeşler ile, biyografisi (E. H. Carr) eşliğinde, tarih sırasına göre https://1000kitap.com/yazar/dostoyevski okumasının sonuna gelmiş olduğuma göre bir kayıt düşme vaktidir.
Bazı okurlar yeni okudukları ve beğendikleri herhangi bir yazar ya da kitap hakkında, nasıl şimdiye kadar okumamışım, diye hayıflanır. Bende ise Dostoyevski’yi başımda kavak yelleri eserken okumadığım için aksine bir memnuniyet oluştu, kendisi ve eserlerini daha iyi idrak ettiğim gün gibi âşikâr çünkü.
Geçenlerde, bir tarihçi ile yönetmenin sohbetinde, konu bir ara, Dostoyevski ile ilgili, okunması konusunda karşılıklı olarak: Okumayabiliriz, yani iyi de yazmış olabilir ama okumak zorunda değiliz mealinde bir yere geldi. Bunda bir beis yok, gelgelelim tarihçimiz sözü, gene mealen, “Ben 2019’da 19. yüzyıl insanının ‘bunalımını’ okumak zorunda değilim”e getirince biraz şaşırdım. Dostoyevski’yi sadece bir yüzyılın içine hapsetmek… engin çorak bir “algı” çölünün ortasında, zifîrî karanlıkta cılız bir ışığın titremesine işaret ediyor.
Şöyle ki, Dostoyevski, eserlerinden önce bu dünyadan göçmüş olanlar hariç, çevrildiği bütün dillerdeki her okuryazara, hem de her çağda ulaşabilir, işin püf noktası da bu: İnsan oğlu, var olduğundan beri, özünde, her yüzyılda aynı, “mâlûm” insan oğlu. Teknolojik gelişme, konforun artması özündekini değiştirmiyor; nefsi aynı hep, hiç zaman aşımına uğramıyor.
Nefs deyince de, tasavvufî bakımdan bakılırsa, Dostoyevski’nin eserlerini okurken bilhassa nefsin yedi mertebesinden en alt derecesi (Bu mertebede nefis insana kötülükleri, günâhı, şehveti emreder ve kişi her türlü günâhı pişmanlık duymadan işleyebilir) olan nefs-i emmâreden başlayıp; nefsin yedi mertebesinden ikincisi (Bu mertebede kişi, henüz kendini kötülükten menedecek dereceye gelmemiş olmakla berâber yaptığı işlerden vicdan huzursuzluğu ve pişmanlık duyup kendini suçlar) nefs-i levvâme ile devam eden “nefsin yedi mertebesi”nin çeşit çeşit temsilcileriyle burun buruna gelmeniz de mümkün olduğuna göre…
“Bu dev kitap Dostoyevski'nin sadece bütün düşüncesini değil ama, tamamı tamamına ‘yöntemini’ de özetliyor. Yazarın gerçekle fantastik arasında çekişmesi, hiçbir yerde, 'Karamazov Kardeşler'deki kadar açık açık görülmez. Ya dekor? O pek az düşünülür. Ya kişiler? Birkaç yerde sözü edilir: Yaşlı Karamazov'un ‘kuşkulu, kötücül küçük gözlerinin altında sarkan cepçikleri ve ona, iğrenç şekilde şehvetli bir tavır veren etli bir gırtlak çıkıntısı vardır. Alyoşa'ya gelince, ‘boyu uzun, saçları kestane renginde, biraz uzunca da olsa yüzü düzgündür. Yanakları al al, parlak iri gözleri koyu kül rengindedir. Düşünceli ve çok durgundur.’ Hepsi bu kadar. On sayfa geçer geçmez, çalakalem çizilmiş bu portreler unutulacaklardır; bu yüzler, bu bedenler bir düşünceye kurban edileceklerdir. Kahramanların tutkusu, etlerini eritip bitirecektir. Biz, bir düşünceler çatışması karşısındayız. Artık hiçbir şeyin yenmediği, hiçbir şeyin içilmediği, uykunun uyunmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Orada birçok olay birkaç saatte yığılır, orada geleceğin korkunç önbulguları insan yüreklerini dolaşır, orada geceyle gündüz birbirine karışır ve orada herkes başkalarını inandırmaktan çok kendi kendini inandırmak için konuşur.” (Henri Troyat, Dostoyevski. Sayfa 404 - Dördüncü Kitap, Dördüncü Bölüm, Karamazov Kardeşler)
Ergin Günçe de Pi Sayısı ve Özgürlük’de şöyle diyor: Edebiyatın diğer alanları için de geçerli bu uluslararası ölçülere vurma işi. Değerliyi övüyorsanız, değersizi de her yerde yermelisiniz. "Sen kim oluyorsun" diyenlere, "Bir de sen yaz görelim" diyenlere "Ben koskoca Dostoyevski'nin, Çehov'un, Rilke'nin, Nâzım Hikmet'in okuyucusuyum, Sait Faik'in okuyucusuyum!" dersiniz. Az mertebe değildir büyük bir yazarın okuyucusu, seyircisi olmak. (Sayfa 67 - Ortalama Adamı Tanıyalım, Yeni A Dergisi, Temmuz 1973)
Dostoyevski, yaşamış ve yazmış, eserleri tek bir “hikâye”nin bölümleri gibi. Yalın üslûbuyla insan evladının penceresiz, derin rûhî dehlizlerinde dolaştırıyor bizleri ve kuytularda illâ ki kendimize tesâdüf ediyoruz sayesinde. Eserlerinde bütün rastladıklarımız insan ruhuna âşinâ. “İnsan”ı anlatıyor, bize bizi anlatıyor, insan var olduğu müddetçe de anlatacak.
Az mertebe değilse de büyük bir yazarın okuyucusu olmak, “Dostoyevski okuyucusu olmak” meşakkatli iş vesselâm…