Gönderi

Herşey Bizim Elimizde mi ?
9/10
·484 syf.··
Beğendi
·
2020 48. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2020 22:00
Taa ki Maximillian Wagner'in Atatürk Havaalanında şapkasını çıkarıp onu karşılamaya gelen Maya Duran'ı selamlamasıyla başlamıştı her şey. İşte o anda hikayenin hareketli, aksiyonlu, heyecan ve şevk dolu olacağı belliydi. Hikayeyi özet geçecek olursam, 86 civarı yaşlarında olan Hristiyan kökenli Profesör Maximillian Wagner 60 yıl önce yaşadığı bir olay için Türkiye'ye gelir. Onu İstanbul Üniversitesinde görevli olan bir memura hanım yani Maya Duran karşılar ve yukarıda da dediğim gibi hikayemiz o anda kıvılcımlanır. Maya Duran hikayemizin ana karakteri olan Profesör ile Türkiye'de geçireceği vakit boyunca ilgilenmekle görevlendirilmiştir. Profesör ile vakit geçirir onun isteklerini yerine getirir. Tabi Maya'nın bilmediği Profesörün kendine sakladığı bir sırrı vardır. Maya görevini yerine getirirken onu takip eden insanlar olduğunu fark eder ve bir gün Maya Rektör'ün davetine icap etmek için gittiği İstanbul Üniversitesinde kendisini takip ettiğini düşündüğü kişiler ile karşılaşır, şaşırır. Bu kişiler Maximillian Wagner'in 60 yıl önce yaşanan bir sır gibi sakladığı olayların peşine düşüp düşmediği konusunda bilgi almak isteyen istihbaratçılardır. Maya ve istihbaratçılar konuşurlar ama Maya olayları anlayamaz ve görevini yerine getirmek için Max ile vakit geçirmeye devam eder ve bir gün Max kendisinden onu Şile sahiline götürmesini ister. Maya anlam veremez, bu soğuk kış ayında Max'in orada niye bulunmak istediğini bir türlü anlayamaz ve oraya vardıklarında Profesör araçtan iner kıyıya yaklaşır, yanından hiç ayırmadığı kemanından notaları dökmeye başlar. Tabi tepenin arkasında kalan Maya ve şoför Süleyman, Profesörü göremezler, beklerler beklerler zaman akıp gider ve Profesör hala arabaya dönmemiştir. Max'i merak eden Maya araçtan çıkar tepeye doğru yürümeye başlar ve tepenin ardında buz gibi havada, sert esen rüzgara karşı kemanını çalan Max'e seslenir fakat Profesör hiç birşekilde onu duymaz, notaları dökmeye devam eder taki çaldığı "Serenadi For Nadia" devamı gelmeyen bestesinin bir kısmında takılana kadar. Buz gibi havada Max'in donmak üzere olduğunu anlayan Maya onu şoför Süleyman ile birlikte arabaya sürüklemeye çalışırlar fakat Max kafasını sürekli geriye çevirerek "Struma, Struma" diye bağırır. Maya bozulan Mercedes'in içinde donmak üzere olan Max'i ısıtamayacağını anlayınca şoför Süleyman ile birlikte onu Şile sahilinde hiçbir yaşam belirtisi olmayan bir motele götürürler. Bir oda bulurlar ve Max'i odadaki yatağa yatırırlar. Şoför Süleyman aracın tamiratı için kasabaya inmiştir. Maya ise dokunduğu her şeyin buz gibi olduğu odada Max'i nasıl donmaktan kurtaracağını bulmaya çalışır ve bir anda üstündekileri çıkarıp donmakta olan Max'in yanına sokulur kendi vücut ısısıyla bu yaşlı adamın zaman geçtikçe kendisine gelmeye başladığını görür fakat aniden aşağıda bir ses duyulur ve odanın kapısı bir anda açılır içeriye giren şoför Süleyman'dır. İkisini de yatakta gören Süleyman şaşırarak ve onları ayıplayarak oradan uzaklaşır ve hikaye burada bir kez daha başka boyuta ulaşır. Profesörün kendisine gelmeye başladığını gören Maya, uzan yıllardır görüşmediği Albay olan abisinden yardım ister ve hızlı bir şekilde yardım gelir. Maya Profesörü arkadaşı Dr.Filiz'in görev yaptığı hastaneye götürür ve orada tedavi edilmesini ister. Profesör bir kaç gün geçtikten sonra kendine ve Maya onu ziyaret eder. Max, Maya'ya yaptıkları için teşekkür eder ve o gün orada yaşananlara anlam veremeyen Maya'ya bir sırrının olduğunu ve kendisine anlatacağını söyler... Daha önce Livaneli'nin herhangi bir Roman'ını okumadığım fakat hayattaki duruşunu bildiğimden ötürü; normal bir roman okuyacağımı sanmıştım. Fakat bu romanda Vehbi Koç'un "Struma" isimli gemiden indiğini okuyunca hikayenin gerçek olduğunu anladım. Akıcı, her sayfasında derin anlam içeren, bir çok mesaj veren bir yapıt okudum. Bu kitabı okuduğunuz zaman, 2.Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın Nazi Propagandasından kaçan Yahudi insanlarının ve bu propagandayı desteklemeyen 40 belkide daha fazla profesörün herhangi bir beklentileri olmadan tarafsız olan, 2.Dünya Savaşına katılmayan Türkiye'ye sığınmak ve burada eğitim vermek istemeleri, Kırım Türklerine yapılan eziyetleri, kitaba göre Ermenilerin-Türklere ve Türklerin-Ermenilere yaptığı soykırımları ve o meşhur Romanya başlangıçlı, Filipinler son duraklı 769 kişinin yer aldığı "Struma" isimli geminin yola çıkıp, seyahati esnasında İstanbul Boğazı yakınlarında geminin harap olmasıyla , bir başka geminin "Struma" gemisini boğaza kadar çekip orada 76 gün boyunca, gemiden tek bir insan bile indirilmesine izin verilmediği, motorunun bozuk olması bahane edilerek İngiltere'nin bu geminin yola devam etmemesi için Türkiye Hükümetini baskıladığı ve aynı şekilde Türkiye Hükümetinin savaş döneminde gemide herhangi bir casus olabileceğini düşündüğünden dolayı iki arada bir derede kaldığı ve Profesör Maximillian Wagner'in romanımızın asıl hikayesi olan karısı Nadia'nın o gemide bulunduğu ve Max'in karısı Nadia'yı bütün bu sebeplerden dolayı o gemiden indiremeyişini, devletlerin mi devletin başındakilerini yönettiklerini yoksa devletin başındakilerinin mi devleti yönettiğini ve daha bir çok mesaj içeren bu hikayeye tanıklık etmiş olacaksınız.
Edebiyat
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020163,8bin okunma
·
8 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.