Gençlik yıllarında yaşadığı olaylardan ve okuduklarından etkilenerek Hristiyanlıktan soğuyan ve sadece para ve saygınlık kazanmak için yaptığı işlerle meşgul olan Tolstoy, Hayata neden geldiğini, hayatının sonuna ulaştığında ve sonrasında ne olacağını düşünmeden edemediği bir döneme ulaşır. Kendisi gibi düşünürlere baktığında; kimisi yaşamın gelip geçeceği gerçeğini kabullenerek hayati zevkleri sonuna kadar yaşama taraftarıdır, kimiyse bu sorunun içinden çıkabilmenin tek yolunun kendi yaşamına son vermek olduğunu savunuyordur. Ancak Tolstoy iki gerçekten de uzakta olduğunu düşünüyordur. Kendi sınıfından giderek soyutlanır ve halkın içine bakıp gözlem yaparak kendisinden daha kötü durumda olan bu insanların yaşama gayretlerinin nedenini çözümlemeye çalışır. Cevap, inançtır. Onları yaratan Tanrı’ya inanıyorlar ve O’nun için çabalıyorlardır. Hayatın getirdiği acıları, zorlukları, hastalıkları ve ölümü geride bırakarak hayatlarını idame ettirme sebepleri budur. Bunun üzerine Tolstoy uzun zaman önce soğuduğu din kavramını yeniden araştırmaya başlar, ayinlere katılır. Ancak ayinlerde yediği ekmeğin ve içtiği şarabın gerçek et ve kan olduğuna kendini inandırmasını söyleyenene kadar olan gerçekleri bir türlü kafasında oturtamamaktadır. Aynı Tanrı’ya inanan kesimlerin, diğer kesimin inanışlarına gösterdiği katı tutum anlam karmaşasını kısır döngüye sokmaktadır.
Tüm gerçekliğiyle, kaybettiği inancını yeniden bulma çabasındayken yazdığı satırları okurken bölüm sonlarında durup derinlemesine düşündüğüm
ve kesinlikle tekrar okuyup farklı şeyler kazanabileceğim bir arayış kitabıydı bu. İtiraflarımLev Tolstoy
İtiraflarımLev Tolstoy · Antik Kitap · 201629,3bin okunma