Nazım'a Dair...
10/10
·243 syf.··
Beğendi
·
2016 10. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 30 Haziran 2016 22:32
Nazım ile bir banliyö treni yolculuğu esnasında tanıştım. Sincan'dan Ankara'ya trenle dönerken samimî bir arkadaşımdan aldığım şiir kitapları vesilesiyle Nazım ile müşerref oldum. Şimdi hangi şiir kitabıydı hatırlamıyorum ama kitabı açıp şiirlerini okumaya başladığımda tam anlamıyla büyülenmiştim. Daha önce kulaktan aşina olduğum şiirleri ve daha başka birçok şiirini yazılı olarak kitaptan okumak ve bilhassa o zamanlar oldukça genç olduğum için aşk şiirlerinin büyüsüne kapılarak bulutların üzerine çıkmak benim için yeni bir dünyanın keşfi gibiydi. Tren yolculuğu ve devamında otobüs yolculuğu esnasında şiir kitaplarını yutarcasına okumuştum. Şimdi geriye dönüp baktığımda o yolculuk gibi heyecanlı ve âdeta yeni bir keşif yapmışçasına mutlu ve gururlu bir yolculuk yapmadığımı görüyorum. Nazım ile tanıştıktan başka bir deyişle şiir kitaplarını okumaya başladıktan sonra şiir kasetinin de olduğunu keşfettim. O güzel şiirleri bir de Nâzım'ın dilinden dinlemek başka bir şeydi. Her ne kadar kimi insanlar tarafından şiir okuması etkisiz ve kusurlu bulunsa da tok sesiyle duyumsayarak okuyordu bana göre. 'Türk Köylüsü' şiirini Nâzım gibi layıkıyla okuyabilecek biri olduğunu sanmıyorum. 'Bahri Hazer' şiirini inişli çıkışlı, vurgulu ve âdeta destan anlatımına özgü bir edayla seslendirecek bir kişi çıkar mı şüphelidir. 'Salkımsöğüt' şiiri inanmışlığın, devrimci lirizmin şahikasıdır. Yirminci yüzyılın en büyük şairi Nâzım salt eşsiz şiir yazmakla kalmamış aynı zamanda şiirlerini seslendirerek o benzersiz sesiyle nasıl okunması gerektiği yolunda da âdeta yol göstermiştir. Şiir okumaya Orhan Veli'yi dışarıda tutarsak Nâzım ile başlamış olmak benim için büyük bir dezavantajı da beraberinde getirdi. Daha sonra başka şairlerin şiirlerini okumada oldukça zorlandığımı belirtmem gerekir. Okuduğum lirik şiirlerde 'Salkımsöğüt'deki gibi 'Bahri Hazer'deki gibi coşkunluk arıyor ve hâliyle de bulamayınca sükûtu hayale uğruyor ve hemen okumayı bırakıyordum. Sair şairlerinin aşklarını Nâzım'ın dizelerindeki(Hasret şiiri meselâ) gibi benzersiz, coşkulu ve gerçek aşkın sözcüklere yansımış hâli gibi ifâde etmelerini bekliyor ve arıyordum, bulamayınca da yüz çeviriyordum. Piraye için yazılmış saat 21-22 şiirlerini hissederek okuyor böyle bir aşka, adına şiirler yazılacak sevgiliye sahip olmadığım için hayıflanıyordum. ‘Sen’, ‘Sen Benim Sarhoşluğumsun’, ‘Sen Yoktun’, ‘Yine Sana Dair’ gibi daha birçok aşk şiirini istikbaldeki sevgilimi, aşkımı düşünerek dilimden, içimden düşürmüyor, bir daha yeryüzünde böyle şiirler yazılamayacağını düşünüyordum. ‘Otobiyografi’ şiiri kadar yaşam özeti sayılabilecek bir şiire rastlamamıştım. Bilhassa Avrupa gezilerinde içinden geçtiği şehirlere, yoldaşlarına dair yazdığı satırlar, inanmış bir mücadele adamının coşkusunu, heyecanını ve Dünya vatandaşlığını sarih biçimde ortaya koyuyordu. Benim için şiirde son nokta Nâzım'dı. Nâzım'ın aşılabileceğine ya da aşılmış olduğuna inanmıyordum. Şiirin öznellik olduğunun bilincindeydim fakat bu öznelliğin yetkinliğini Nâzım'da bulduğuma inandığım için başka şairlerin şiirlerini düz yazı gibi algılıyor hemen sıkılıyordum. Zamanla sair şairleri de okudukça anlamaya anladıkça da daha zevkle okumaya başladım. Ahmet Arif, Attila İlhan, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Can Yücel, Cemal Süreya, Edip Cansever ve daha adını hatırlayamayacağım birçok şairi okudum ve tadına vardım. Bununla birlikte canım şiir okumak istese elimin hemen Nazım’ın kitaplarına gittiğini fark ediyorum. Nazım’daki coşkuyu, inanmışlığı ve hayatı dolu dolu yaşamış olmasının verdiği tecrübeden kaynaklanan sahiciliği hiçbir şairde bulamıyorum. Belki Ahmet Arif’i ayrı tutabiliriz. Hasretinden Prangalar Eskittim isimli yegâne şiir kitabını anlamakta zorlanmanın verdiği hayretle okuduğumu halen hatırlar ve gülümserim. Yılmaz Güney’in Arkadaş filminde okuduğu dizeleri ezbere bilmek ve filmle paralel okumak büyük bir zevk vermişti vaktiyle. Nazım benim için yeryüzünün gelmiş geçmiş en büyük şairidir. Hatta Pablo Neruda Nazım’ı işaret ederek ‘biz onun yanında şair bile sayılmayız’ demiştir. Neruda’nın böyle bir jestte bulunması anlamlı ve anlamlı olduğu kadar da gerçekçidir. Nazım yerelden evrensele uzanan bir şiir biçimi geliştirmiş ve tüm Dünya’da kabul görmüştür. Tabii komünist kimliğini de şairliğinden, evrenselci düşüncesinden ayırmamak gerekir. Nazım insanlığın kurtuluşunu ancak sosyalizmle mümkün görmüş ve bu uğurda da mücadele ederek belirli sınırlar içine hapsolma gibi bir dezavantajı bertaraf etmiştir. Kosmos’un kardeşliğini Nazım kadar içten ve inanmış biçimde arzulayan bir edebiyatçı az bulunsa gerektir. Dolayısıyla hem mücadele adamı kimliğiyle hem de şair kimliğiyle Nazım evrensel bir edebiyat adamı ve ülkemizin de gelmiş geçmiş en büyük şairidir. 31.08.2016
Edebiyat
835 SatırNazım Hikmet Ran · Adam Yayınları · 20013,620 okunma
·
66 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.