"Sadece bak!
Bak ve gör!
Dikkatle bak!
Hayret edeceksin!" diyerek yazıma giriş yapıyorum. Bakmak ve görmek ne yazık ki aynı şeyler değildir. Keşke aynı olsaydı belki o zaman hayat herkes için daha kolay olurdu. Eminim bir çoğunuz da "kesinlikle öyle" diye düşünüyorsunuzdur. Ama bence aynı hale getirilebilir. Bu sadece bizim elimizde. Kendimize ne kattığımıza hatta kalbimize ne kattığımıza bağlı biraz da. Günlük hayatımızda sürekli birileri hakkında kötü düşünen, etrafına sürekli negatif enerji veren kişiler için; "Resmen kalbimin kötülüğü dışa vurmuş." demiyor muyuz? Belki o kişilerin kalbine kötü demek hata ama bakışları kötü olduğu için her şeyi kötü görüyor olabilirler mi? Çok iyi niyetli insanlar için de aynı şeyleri söylüyoruz "Herkesi kendi gibi görüyor garibim ya." demekten geri kalmıyoruz. Oysa insanlar kendilerini çok güzel yansıtıyorlar eğer Oscarlık oyuncu değilse tabi. Biz onları iyi ya da kötü görmek istemiyoruz kafamıza tasarladığımız gibi görmek istiyoruz. Baktığımızı görmek istesek doğruyu görmüş olacağız aslında. Şu an bu yazdıklarım biraz kitaptan uzak gelebilir belki yeni bitirmiş olmanın etkisi diyebiliriz. Çünkü kitap ruhuma aşırı derecede işledi. Tabi dini bir kitap olması, yazarın anlatımın muhteşemliği bunda bolca etkili diyebilirim. İçerisinde yer alan hikayelerin her biri beni ayrı ayrı etkiledi. Özellikle Hz. Hamza'nın ve Maşita'nın hikayeleri beni ayrı bir etkiledi. Maşita'yı birçok kişi ilk defa duyacaktır ben de ilk defa duydum ve bu zamana kadar nasıl duymadığımı sorguladım. Çünkü Maşita hikayesine giden yolu aslında bir çoğumuz defalarca dinledik ama o yolda adını asla duymadık benim için çok büyük kayıptı. Hatta kendime görev edindim o hikayeye giden yolu duyduğum her vakit Maşita'yı anlatacağım. Şuan birçoğunuz ne Maşitaymış arkadaş diye düşünüyor olabilirsiniz ama öğrenmek isteyenler kitabı alıp okusun bence. İnternet araştırması da olur ama kitabın içerinde daha etkili olacağını düşünüyorum.
“Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku. Yoksa hayvan hükmünde insan olmak ihtimali var.” (Bediüzzaman Said Nursi) diye devam etmek istiyorum yazıya. Ne kadar doğru baktığımız zaman. Ben kimim? Ne gibi özelliklerim var? Dünyaya sadece ego yapmaya mı geldim? Etrafıma ne kadar serserilik yapabilirim? Acaba bugün kimin kalbini kırsam? Sosyal medyada baktığımız zaman hep insanlık dersi vermeye çalışan tipler var azıcık kötü bir şey yaptığı düşünülse birini yerden yere vurmaya meyilli tipler dolu. Bunlar yapılıyor ama biz ne kadar insanız? Bizi insan yapan özelliklerimiz bir beynimiz olması mı? Bizi diğer varlıklardan ayıran tek şey düşünme özelliğimiz olması mı? Baktığımız zaman bir katil de öldüreceği kişi düşünmüyor mu? Öldürme dürtüsünü düşünmüyor mu? O zaman şey demiyor muyuz "Ya bu hayvan dahi olamaz." diye. O zaman soruyorum "Ben kendimi ne kadar okuyorum ki kendime insan diyebilirim?" Kitapta toplasanız 2-3 sayfa içerisinde geçiyordu ama bana kendimi çok fazla sorgulattı ve dönüp kendime baktığım zaman ne kadar az insan olduğumu görüp halime baya acıdım diyebilirim. Kendime bir hedef daha koymamı sağladı daha çok insan olmak mücadele edeceğim daha çok kendimi okumaya çalışacağım. Ben ne kadar insan olabilirsem etrafıma da o kadar faydalı biri olabilirim diye düşünüyorum. Peki ya sizce?
"Şimdi sana tavsiyem: Kağıttan iki gemi yap, birinin adı umut, diğerinin adı dua olsun! Tevekkül denizine bırak sahilden. Arkana yaslan ve sadece şu iki kelimeyi söyle: Ya Nasip..." Yazımda sona doğru yaklaşırken içerisinde yine alıntı yapmadan kendimi alamadım. Sabretmenin, dua etmenin, bazı şeylerin kader bazı şeylerin imtihan, bazı şeylerin nasipten öte olmadığını görmemde hayatıma büyük katkıda bulunduğu için yazara çok teşekkür ederim. Kendime her zaman okuduğum kitaplardan ders çıkarmaya çalışırım tabi fantastik bir kitabın içinde farklı alemlerde gezmiyorsam . Bu kitapta birçok kitaptan farklı birden fazla şey buldum kendime inşAllah sizler de kendinize en az benim kadar şeyler bulursunuz. Ya Nasip ile keyifli okumalar .