Gönderi

Puan vermedi·608 syf.··
2020 9. kitabı
USTA İLE MARGARİTA-MİHAİL BULGAKOV/can yayınları-573 sayfa Zorlu, nefes nefese, yorucu, düşündürücü ve büyüleyici bir okuma serüveniydi, Usta ve Margarita’yı okumak. En önce kitabın hacmi katlanılması zor bir yekûndu. Uzun bir önsöz ile birlikte yaklaşık altı yüz sayfalık, her bakımdan dolu dolu bir roman. Neyse ki kitabın sonunda zahmetine değdi, deyip derin bir nefes alabileceğimiz bir kitaptan bahsediyoruz. Tiranlar tarafından yönetilen baskı toplumlarında düşüncelerini özgürce açıklayabilmek, sanatsal yaratılarını bütün imkanlarıyla serbestçe kullanabilmek ne yazık ki çok zor, yer yer imkansız. Toplumları en küçük hücresine kadar ayrıştıran, paralize eden, terör, dehşet, korku ve yılgınlıkla terbiye eden, sindiren yapılarda bir süre sonra bütün bunlar normal sayılacak bir tepkisizliğe, duyarsızlığa yol açar. Herkesin korktuğu, sindiği yerlerde, gerçeğin ancak erdemli, yüce vicdanlar ve keskin sezgi ve akıl gücüne sahip olanlar tarafından görülebildiği zamanlarda yazmak, konuşmak, göstermek ciddi riskler barındır ve cesaret ister. Yazar Bulgakov, Stalin Moskova’sında ağır baskı ve korku ortamında on bir yılda gizlice yazmıştır bu romanı. Bir süre doktorluk yapan yazar daha sonra hayatını tamamen yazmaya adar. Tiyatro çevirileri, uyarlamaları yapar; oyunlar, romanlar yazar. Fakat birçok romanı, oyunu, uyarlaması basılmaz, yayımlanmaz, oynanmaz. Geçimini sağlayamayacak duruma düşen yazar Stalin’e bir mektup yazmakta bulur çareyi. Bu bir süre çare olur ama baskı, sansür ve korku yakasını bırakmaz. Mutsuz, yoksul ve kör olmuş biri olarak hayat veda eder. Usta ve Margarita yazarın ölümünden yirmi altı yıl sonra yayımlanma şansı bulur ve büyük bir ilgiyle karşılanır. Son yüzyılın şaheserleri arasında sayılır. Tiyatroya, oratoryolara, filmlere, çizgi romanlara konu olur, ilham verir. Kitabın girişinde, Moskova’ya inen Şeytan Woland, bir parkta Yazarlar Birliği Massolit’in başkanı Berlioz ile yeteneksiz, kukla şair Biezdomni’nin konuşmalarına tanık olur. Tanrının varlığını reddeden, insanın kendi kaderini kendisinin tayin edebileceği konusunu tartışan bu iki yazarın düşüncesine karşı çıkan Şeytan Woland kendi savını kanıtlamak için çetesi ile birlikte, birbirinden komik entrikalarla Moskova’yı birbirine katar. Bu ilk bölümden sonra romanda bir saniye durup nefes alabileceğiniz bir aralık bulamadan müthiş bir aksiyonun içinde sürükleniyorsunuz. Akla gelebilecek bütün aksiyon, gerilim, korku, heyecan ögelerini kullanmış yazar. Bunun için kurguda dâhiyane alanlar açmış Bulgakov. Roman aynı zamanda iki farklı düzlem içinde sürdürülerek bu imkân elde edilmiş. Bir taraftan yirminci yüzyıl Moskova’sı bir taraftan Roma döneminde İsa’nın kaderini tayin eden Vali Pontius Pilate’li yıllar ele alınmaktadır. Ardından karabüyü, vampirlik, uçan süpürgeler, cadılar, kopan kafalar, sihirli kremler, bir anda istediği mesafeyi saniyeler içinde aşamalar devreye giriyor ve okuyucu; şaşırtıcı, hayranlık uyandırıcı bir kurgunun içinde nereye bakacağını şaşırmış vaziyette sürükleniyor.… Roman büyülü gerçekçilik akımının ilk örneklerinden sayılabilir. Stalin Moskova’sında sanatçılar arasındaki ilişkiler, yozlaşmış bürokrasi, baskı, korku, sistemleşmiş ikiyüzlülük realist bir gözlemle verilirken diğer taraftan şeytan, konuşan kediler, kopuk kafalar, şehrin üzerinde süpürge sapıyla yapılan uçuşlar romana fantastik, büyülü bir nitelik katıyor. Kitabın bir sistem eleştirisi üzerinde kurgulandığını söylemiştik. Ancak bu tür kitaplar baskı ortamlarında kaleme alındıklarından anlatım ister istemez alegorik olmaktadır. Bu da haklı olarak ucu açık eleştiri ve yorumlara meydan vermektedir. En çok tartışılan konu ve üzerinde yorum yapılan husus, roman kişilerinin gerçekte kimi temsil ettikleridir. Çoğu eleştirmene göre Şeytan Woland Stalin’i. Fagot tiplemesi Viacheslav Molotov’a, Behemoth ise Mareşal Klement Voroshilov’a benzetilmektedir. Romandaki ‘Usta’nın ise o dönem yazarlar birliği başkanı olan Gorki’yi, Margarita ise Bulgakov’un sevgilisini temsil etmektedir, denir. Kitabın kurgusu üç ayrı tema biçiminde gelişir. Birinci tema Şeytan Woland ve çetesinin yarattığı olaylar, ikinci tema realist bir biçimde ele alınan İsa’nın çarmıha gerilişi ve Vali Pontius Pilate’nin tutumu, üçüncü tema da romanın yazarı “Usta” ve onun aşkı Margarita’dır. Romanda Geothe’nin Faust eserinden, İsa’nın hayatından, Stalin Moskova’sından izlere rastlanır. Bulgakov, İncilin temalarını ve Faust’un kaynaklarını, romanı için bir esin kaynağı olarak kullanmıştır. Margarita sevgilisini kurtarmak için Şeytan’ın balosunda ev sahipliği yapmayı ve aşkını kurtarmak için, Faust’ta olduğu gibi, bir anlamda ruhunu şeytana satmayı kabul etmektedir. Usta ile Margarita’nın öndeyişi, Faust’tan alınmıştır. Romandan bazı aforizmalar: “Sonsuza dek kötülüğü isteyen ama sonsuza dek iyilik yapan bu gücün bir parçasıyım.” “Kötülük olmadan iyilik nasıl var olur? Gölgeler kaybolduğunda yeryüzü nasıl görünür?.” “Müsveddeler Yanmaz”, “En Büyük Ahlâkî Çöküntü, Korkaklıktır.” “Ölüm yoktur... Hayatın saf ırmağını göreceğiz... insanlık güneşe saydam bir billurun ardından bakacak...” “En büyük kusur korkaklık...” olur. Sonuç: Roman o denli zengin, dolu, devasa bir ırmak gibi akıp gitmektedir ki romanı hakkıyla tanıtmak çok uzun bir uğraş ve güç istemektedir. Bu nedenle ben kısa bir takdimle yetindim. Ancak kesinlikle bir şaheserden bahsettiğimizden eminim… İyi okumalar…
Usta ile MargaritaMihail Bulgakov · İthaki Yayınları · 201810,1bin okunma
·
31 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.