·484 syf.··Beğendi
···Okunma: 05 Mart 2020 11:42 Struma olayı, tarihin derinliklerine gömülmüş trajedilerden biridir. Kapasitesinden fazla yolcu taşıyan bir geminin, denizin ortasında çaresiz kalışıdır. Asıl trajedi ise yolcuların Yahudi olmasıdır; hiçbir ülke Hitler’le karşı karşıya gelmemek için onları kabul etmez. Zülfü Livaneli’nin Serenad romanı, bu olayı etkileyici bir kurgu ile anlatıyor.
Kitap yalnızca Struma faciasını değil, insanların kaderlerinin ne kadar ince bağlarla birbirine bağlı olduğunu da gözler önüne seriyor. Dünyanın en batısındaki bir aile ile en doğusundaki bir ailenin yolları, hiç ummadığımız şekilde kesişebiliyor. İnsanların sakladıkları sırlar, geçmiş dostluklar ya da ilişkiler, görünmeyen bağlarla birbirine dokunuyor. Serenad, bu örtüleri kaldırarak aslında ne kadar yakın olduğumuzu hissettiriyor.
Sokakta yürürken yanımızdan geçen birini önemsemiyoruz belki, ama çoğu zaman farkında olmadan hayatımız birbirine değiyor. Bazen sıranızı kapan ya da hakkınızı yiyen biri bile yaşamınızı bütünüyle değiştirebilir. Kitap, bu gözden kaçan küçük olayların büyük yönelimlere nasıl dönüştüğünü düşündürüyor.
Uzun süre yalnızca bir aşk romanı sandığım için okumayı ertelemiştim. Oysa ki yanıldığımı anladım. Serenad, Struma olayını merkezine alarak bir Yahudi ile bir Alman’ın kavuşma çabasını anlatıyor. Aşk hikâyesinin arkasında ise tarihsel gerçekler, güçlü eleştiriler ve demokrasilere dair sorgulamalar var. İsminin duyulmasını hak eden bir eser. Kitabın kalınlığına aldanmayın, akıcı dili sayesinde nasıl bittiğini anlamıyorsunuz.