Gönderi

Puan vermedi·250 syf.··
2020 11. kitabı
HASAN ALİ TOPTAŞ-KUŞLAR YASINA GİDER roman/everest yayınları/248 sayfa dudaklarından düşmeyen sigaranın bıyıklarında ve parmak uçlarında bıraktığı kızıllığı izleyerek başlamıştı babamla ilişkim. sonra neden sürekli koyu bir dumanın ortasında uzun uzun kederli düşüncelere daldığını merak etmiştim. daha sonra da bir yanardağ gibi aniden patlayan ve dizginlenemeyen öfkesinin selinde sürüklenmiştim yıllarca.inatçı, mağrur, dik, öfkeli ve deliydi babam. ama dürüst, namuslu ve emekçiydi de...ben de onun kadar dik ve inatçı olmalıyım ki birbirimizi anlamaya başladığımızda babam seksenine dayanmıştı artık. öfkemiz ve inadımız yılların ağırlığıyla dağların doruğunda salınan duman gibi usulcacık düze inmeye başladığında dizlerinde derman, gözlerinde fer,şimşekler çakan sesindeki çağıltı kalmamıştı artık... her birimizin babalarımıza dair esrarlı anıları olduğunu düşünüyorum. annelerle yaşadığımız gibi değildir anılarımız. babalarla ilişkilerimiz usuller, alışkanlıklar,yasaklar, töreler ve kişisel engellerle doludur biraz. kendilerini tamamıyla ele vermek istemeyen bir sakınma, mesafelenme çabası vardır babalarda. bu anlattıklarım daha çok eski tip babalar için geçerlidir aslında.modern babaların hali harap,işleri zor.. her neyse gelelim romanımıza. babaya ağıt romanı diyebiliriz toptaş'ın romanı için. romanda mekan ankara ve denizli'dir. özellikle ankaralı okurun her gün gördüğü mekanlar gerçek isimleriyle yer almış romanda. bu da tanıdık, samimi, gerçek bir hikayenin içine doğru çekiyor okuru. olayın bir kısmı da denizli'de yazarın gerçek memleketinde ve kasabasında geçiyor. biyografik bir roman izlenimi çok güçlü olmakla birlikte yazar romanın bir yerinde ki anlatıcı yazardır ve romanda da yazardır, okurlarının her yazdığı şeyi gerçek hayatından alınma sahneler sanmasından şikayet ediyor ve bu da biyografik bir roman olduğuna dair duygumuzu kısmen törpülüyor. sanırım yazar, okura kurgu ile gerçek arasındaki sınır için bir uyarıda bulunma ihtiyacı hissetmiş olmalı. romanın temel kahramanları yazar ve babasıdır. bunun dışında yazarın karısı,kızı,annesi,dayıları,kardeşi...gibi yan karakterler mevcuttur. ankara'da yaşayan yazarımızı bir gün babası ziyarete gelir ve olaylar buradan başlar işlemeye. bir ayağını kazada kaybetmiştir baba ve ankara'ya iyi bir protez bacak yaptırabilmek için gelmiştir. devamında ayağın neden ve nasıl kaybedildiği,babasının hayatından uzun kesitler halinde verilir. inatçı, kısmen esrarengiz, oldukça çalışkan ve tabi ki dürüst, namuslu bir babadır. bütün ömrü çalışmakla,çabalamakla geçmiştir. ayağını da bir iş kazasında kaybetmiştir. bu minval üzere gelişen romanın devamında daha çok baba üzerinde yoğunlaşan duygular ve sonunda babanın ölümünün yarattığı derin hüzün ile sonlanır roman. hasan ali toptaş bu romanda edebiyattan özellikle kaçınmış gibidir. edebiyat yapmadan ya da edebi olmadan edebiyat yapmaktır amacı. yazı dünyasında edebiyatsız edebiyatın bir dönem tartışıldığını biliyorum şimdilerde çok duymuyorum bu tartışmaları. sıradan bir insanın günlük hayatının akışına aykırı hiçbir olay yoktur romanda, bu yüzden toptaş bir olay anlatmıyor gibidir. sadece seslendirdiğini söyleyebiliriz. sıradan bir insanın günlük hayatını sürdürürken cümlelerinin edebi olup olmamasına hiç de dikkat etmediğini biliriz. romanda da aynen böyledir. roman boyunca neredeyse bir tek edebi cümleye rastlamadım. günlük hayatın içinden çekip alınmış gibidir bütün cümleler. aslında romanın bütünü için söylenebilir bu. dil,analtım,kurgu,kişiler ve olay örgüsü hayatın olağan akışının içinden usulca romanın sayfalarına akmış gibidir. öylesine doğaldır ki bir yerde otururken bir anısını hiç abartıya kaçmadan anlatıyor gibidir toptaş... romanı okurken; ''babalar alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır'' sözü yankılanır kulaklarımızda. ardından toptaş'ın '' zaten o yıllarda burnumuzun ucunda gezinen bir mazot kokusuydu babam, kulağımızda çınlayan uzak bir motor sesiydi ve az evvel dediğim gibi, gitti mi gelmek bilmezdi bir türlü.'' deyişini duyarız. sonuç: kadirşinas otlarının mırıltısını, of demenin ilmini, eldeyken kıymetini bilmenin erdemini,ömürden giden günlerin sabrını, babasıyla bir dil geliştirememenin acısını, babaların derin suskusunun miras alınmış hikmetini anlamak, yeniden hatırlamak ve bilmek için okunmaya değer. ancak, gösterişli, edebi, parlak cümleler ve tasavvurun derin, çarpıcı izlerinin peşinde olanlar için iyi bir tercih olmayabilir. iyi okumalar...
Kuşlar Yasına GiderHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 202022,1bin okunma
·
11 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.