Puan vermedi·904 syf.··
2020 15. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 16 Mart 2020 18:02
Bağışlayalım.. En çok da kendimizi!.. He bi de karşı konulmazsın Dostoyevski!.. “Orada, dağın yamacında büyük bir domuz sürüsü yayılıyordu ve cinler domuzların içine girmelerine izin vermesi için onlara yalvardılar. O da onlara izin verdi. Adamdan çıkan cinler domuzların içine girdiler ve cinler sürüyü sarp göl kıyısına sürüp götürdü, göle atlayan sürü burada boğuldu. Bütün bunları gören çobanlar, gördüklerini köyde, kentte anlattılar. Ne olup bittiğini kendi gözleriyle görmek isteyen halk İsa’nın yanına varıp da, içinden cinlerin çıktığı adamı onun dizi dibinde giyinik ve aklı başında oturur görünce dehşete kapıldı. Olaya tanık olanlar, onlara cin tutmuş adamın nasıl iyileştiğini anlattılar.” -Luka İncili. Diye başlıyor kitap. Bum! Bir tokat. Yatacağımız falakayı fragmanı ile haber ediyor bize Dostoyevski. Biz de, senin vurduğun yerde karakter biter, bizde o karakterlere biteriz diyerek başlıyoruz romana. Öyle de oluyor sayfa başı değil, satır başı gökten başımıza karakter yağıyor. Seç beğen al! Dostoyevski karakteri diye bir gerçeklik var. Hiçbirimizin yadsıyamayacağı bir gerçeklik. Hatta hayattaki bir çok kişiden daha gerçekler, kendilerini çoğumuzdan daha iyi tanıyorlar. Belki de bu karakterlerin tüm sorunları bu, kendi üzerlerine bu kadar kafa yormaları sonucunda artık kendilerini, kendilerinde kaybediyorlar. Kendi girdaplarında yitiyorlar. Kendilerini çok iyi tanıyorlar ama bu bilinçle, bu idrak ile bu farkındalıkla baş edemiyorlar. Bile bile lades diyorlar. Kendi fikirleri üzerlerine yoğunlaşarak kendilerini o fikirlerde yoğuruyorlar ama sonunda fikirler uçup gitmiş geriye sadece boşluk kalmış oluyor ve bu boşluk içinde biz okuyucularda kayboluyoruz. “Siz o fikri yiyip bitirmiyorsunuz, o fikir sizi yiyip bitiriyor.” Ama neyse ki elimizden tutan kişi Dostoyevski bir yanağımıza vuruyorken diğerini seviyor. Bir yandan içimizdeki boşluklardan bizi sırtımızdan iterken, bir yandan içimizdeki sonsuz sevgimize ninniler söylüyor ve bir örümceğin yürüyüşünde bile sevgimizi büyütüyor. “Ben hep dua ederim. Duvarda bir örümcek mi yürüyor, ona bakar ve orada yürüdüğü için teşekkür ederim.” Siyasi bir roman okuyoruz. Bir yapılanma ve bu yapılanmanın uzak - yakın çevresinde temasa geçtiği kişiler ve bunların hayatları. Ama tabiki bundan çok daha fazlası. Beni içine çeken okuduğum olay ve bunun akışından ziyade Dostoyevski aynasından insan ruhunu seyretmek oldu. Tüm karakterlerin tek tek başrol olduğu, tüm hepsinin fikir dünyasının ortaya konduğu bir roman. Dostoyevski öyle bir yazmış ki, hangi karakterin ağzından konuşuyorsa o olmuş, dahası okuyucu hangi karakteri okuyorsa okuyucu da o karakter oluyor. Dostoyevski’nin rehberliği ile yargılamıyoruz, anlıyoruz. Belki hayatta kimseyi anlayamadığımız kadar anlıyoruz karakterleri ve bu karakterler üzerinden gerçek hayattaki kişileri, kurumları ve olayları. Henüz bir günahın günahkarı değilsek bile her zaman o günaha masum kalacak mıyız belli değil bunu iyice anlıyoruz. Tek kesin bir şey vardır, herkes günahkardır ve günah tek kişilik değildir, herkes her zaman başkasına karşı suçludur farkındalığı ile açıyor beyinlerimizi. Ve biz anlıyoruz, bağışlıyoruz, en çok da kendimizi!.. “Ah, bağışlayalım, bağışlayalım, her şeyden önce bağışlayalım… herkesi, her zaman bağışlayalım… Kendimizin de bağışlanacağını umalım. Çünkü herkes, hepimiz tek tek, ötekinin önünde suçluyuz. Herkes suçlu.” Beni bu kitaba Ursula’nın Mülksüzler kitabı getirdi. Ursula Mülksüzler’i Ecinniler’e karşı kitap olarak yazmış. “Diyelim Ay’da yaşıyordunuz. Diyelim bütün bu gülünç rezaletler, bütün bu iğrençlikler orada oldu. Şimdi siz buradan biliyorsunuz ki Ay’da bin yıl size lanet okuyacaklar, yüzünüze tükürecekler. Ama siz şu anda burdasınız ve Ay’a buradan bakıyorsunuz: Orada yapıp ettiklerinizden, oralıların bu yüzden bin yıl boyunca size tüküreceklerinden size ne! Ne umurunuzda olur?” Herhalde Ursula’yı bu kısım çok etkilemiş olmalı. Bu kısım sanki Mülksüzler kitabında aydan dünyaya gelen adama ithaf gibi. Dostoyevski insanı her zaman öyle farklı yerlerden yakalıyor o kadar basit kabullerimizden bizi ters köşe yapıyor ki etkilenmemek mümkün değil. “İnsanlara herkesin iyi olduğunu öğreten kimse, dünya tarihine son noktayı koyar.” Gibi basit bir cümle ile insanı derinden sarsıyor. Ama yılmıyor, yıkılmıyor dahası bitmiyor, tükenmiyor Dostoyevski. Hissiyat ve fikir ebesi Dostoyevski. Yeni fikirleri doğurtup doğurtup beynimize veriyor al bak tut bunu diyor. Bizler ise bu yeni fikirlere o kadar yabancı kalıyoruz ki, beyinlerimizde anlamlandırmaya çalıştığımız bu fikirler, yeni doğmuş kardeşini kucağında tutmaya çalışan çocuk beceriksizliğiyle iğreti duruyor beyinlerimizde. Ama neyseki Dostoyevski bu yeni fikirleri kendi karakterleri üzerinde etüt ediyor tek tek. Nikolay ile bilinçli bir ruhun delirilebileceğini, Krillov ile deli bir ruhun daha da delirebileceğini, Şatov ile başlarken bitebileceğini, Stepan Trofimoviç ile biterken başlayabileceğini fısıldıyor ruhumuza Dostoyevski. Varvara Petrovana ile pervane oluyoruz, Darya ile heder oluyoruz, Liza ile çıldırıyoruz ama heyhat rahip Tihon ile bağışlıyoruz ama en çok da kendimizi! -spoiler- Karakterlerin ruhundan, ruhumuza ruh üflüyor Dostoyevski, ondan her karakterle birlikte ayrı ayrı deliriyoruz, yetmiyor hepsi ile tek tek ölüyoruz. Şatov ile dost kurşunuyla ölüyoruz, krillov ile intihar mektubumuzu imzalıyoruz, liza ile linç ediliyoruz, stepan trofimoviç ile ücra bir kasabada, yabancı bir evde sevdiğimiz kadının kolları arasında ölüyoruz ama en çok da nikolay ile kendimizi bir ip de sallandırıyoruz. Ama ne yapıp edip cinlerimizden arınıyoruz. Domuzlara yükleyip uçurumdan atıyoruz. Ecinni yani sahipliler olmaktan kurtulup mülksüzler oluyoruz. Son olarak, kitabın sonunda, kitap ilk çıktığında bir dergide yayınlanırken, kitaba eklenmeyen bir kısım var ki bence tüm kitabın mihenk taşı niteliğinde o kısımı okuyana kadar taşlar yerine oturmuyor, özellikle Nikolay’ın hayatında, tepkilerinde ve dahi sözlerinde bile hep bir şeyler eksik kalıyordu. Ne zaman ki bu bölümü okudum, işte ancak o zaman Nikolay tam anlamıyla bir Dostoyevski karakterine dönüşüverdi. Gerçekten insan ruhundan, onun noksanlıklarından ve fazlalıklarından bu kadar iyi anlayabilen bir dehanın kalemini okumak, insanların ruhlarına böylesine açık seçik, çıplak gözlerle bakmak hem dehşet verici hem de büyüleyici. Karşı konulmazsın Dostoyevski!..
EcinnilerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20197,3bin okunma
·
41 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.