Iyi akşamlar herkes!
Korona Karantinası’nda 7. günüm. En son geçen cuma günü doyasıya oturmuştum dışarda. Iki kere de markete çıktım. Evimizde kalıyoruz. Bu zamanın tek güzel yanı kendimle baş başa kalma kısmım. Sizi, kitapları, müziklerimi ve kendimi özlemişim.
Önümde Warhaus’un albümleri, dışarda kıyamet kopsa duyamayacağım kulaklıklarım, bol rokalı, peynir ve jambonlu sandviçim ve 1 litrelik kupamda filtrem kahve ve ben inceleme yapmaya hazırız!
*
Suç ve Ceza bir kenarda duruyor, basiretim bağlandı. Ama bitecek, karantina kazanımım olarak ekleyeceğim listeye.
*
Gelelim incelememize; kitabımız olan Antigone, Kral Oidipus’un devamı nitelindedir. Kısaca Oidispus’tan bahsedersem, Kralımız bilmeden babasını öldürmüş, hükümdar olmuş ve yine bilmeden annesiyle evlenmiş 2 erkek 2 kız çocuğu olmuştur. Tabii bir Lut Kavmi hezeyanı ülkede hakim olmuş, salgın kıtlık her şey ama her şey Tanrılar tarafından gönderilmiş. Neden böyle oluyor acaba diye sızlanıp sigara üstüne sigara yakan Oidupus bir bakıyor ki Aman Tanrım, anasıyla evlenmiş!! Sonra kendini kör ediyor. Sonu da çölde canına kıyıyor filan.
Bu kitabın konusu da, Kralımızın kızlarından Antigone ile ilgili. Oidupus’un 2 oğlu birbirini öldürdü. Bir erkek kardeş geleneğin ve Tanrı’nın istediği şekilde cenaze törenine sahip oldu ve kutsandı ama diğeri... diğerinin de aynı haktan faydalanması için kız kardeşinin verdiği çabayı görüyoruz.
Yeni Kral'ın kıza karşı tutumu gayet aşağılayıcı olsa da, kızın kendine güvenli ve ne istediğini bilen hali kralı hayli şaşırtmış ve otoritesine karşı bir tehdit olarak görmüştür. Ne de olsa otoritesini bi’ KADIN sarsmaya çalışıyor, verdiği hükmün üstüne basıyordu. Nasıl olabilirdi bu?
“ Fenalıkların en büyüğü başıboşluktur; devletleri çöküşe götürür, ocakları söndürür. Savaşta mızraklarla dövüşülürken yerini bırakıp kaçar. (Uhud’da tepeyi terk eden okçular, unutmadık sizi!)
Halbuki safların sıkı olduğu yerde, itaat sayesinde binlerce insan tehlikeden kurtulur. Bunun için düzeni korumaya çalışalım ve bir kadının karşısında boyun eğmeyelim. Çünkü öleceksek, bir erkek elinde daha iyidir. Hiçbir zaman bir kadının bizi yendiği söylenmemelidir.”
Vay haşmetmeap vay. Ne diyeyim sana Kral Kreon?
Ama sayfa ilerledikçe bir bakıyoruz, Kral’a fikrinden dönmesini söyleyen oğlu ya da başka erkekler olduğu zaman da benzer tepkileri veriyor.
Hatta oğlu diyor ki;
“Hayır, başkalarından bir şey öğrenmekle ve dik kafalı olmamakla hiçbir akıllı adamın şerefi azalmaz. Suları kabaran sellere bak; cereyana uyup eğilen ağaçlar dallarını kurtarırlar fakat karşı duranlar kökleriyle beraber sökülüp atılırlar.”
Bizim aslında ülkece bir problemimiz bu. Ne burnumuzdan kıl aldırıyoruz ne de yanlış ortaya çıkınca özür dilemeyi biliyoruz. Bence ülke geneline bu kitap dağıtılmalı. Sponsor; Diana!
Devlet onu idare edenin değil midir gibi beylik laflarına ‘oğlu’ yapıştırıyor cevabı;
-ancak bir çölde tek başına hakim olabilirsin.
Gel zaman git ne zaman kararından dönmeyen yanına Kahin beyefendi de geliyor, ona da ayar çekip yolluyor. Para gözsün diyor filan. Ama maalesef Kahinciğimiz haklı çıkıyor...
Tahmin edeceğiniz üzere bu bir tragedya. Sonu beni üzdü evet ama kral ders çıkardı mı, bence evet.
*
Son sayfayı olduğu gibi yazacağım. Kitabın en sonunda benim söylemek istediğim ana fikri kendi üslubuyla çok güzel anlatmış Sophokles.
Kreon (Kral): ah gel, gel tatlı ölüm! Bir kere de bana görün ve dertlerimin sona ereceği günü getir! Bitsin artık... gel, ah gel! Yarını bana canlı olarak gösterme!
Koro Başı: bunlar geleceğe ait şeyler. Burada bugün yapılacak işler var. Geleceğe gelince, onunla meşgul olmaları gerekenler meşgul olurlar.
(devam 2 cümle spoiler olacak, o yüzden yazmıyorum).
Koro: ey insanlar! Temkinli bir akıl, mesut olmanın birinci şartıdır. Tanrılara saygı göstermeyi, asla unutma! Gurura kapılanlar, büyük sözlerin cezasını ağır darbeler yiyerek çekerler; böylece ihtiyarlıkta akıllı olmayı öğrenirler.
Keyifli okumalarınız olsun.