·83 syf.··Beğendi
···Okunma: 20 Mart 2020 21:00 Stefan Zweig'in, 1942 yılında, Hitler ve Nazilerden kaçarak sürgün hayatı yaşadığı Buenos Aires'te, II. Dünya savaşının ruhunda uyandırdığı derin ıstıraplar içinde yazdığı bir eser. Eşi ile birlikte intihar etmeden önceki ruh halini, umutsuzluğunu, karamsarlığını yansıtan veda mektubu niteliğinde bir öykü.
Esir altında yaşayan bir insanın "hiçlik" ile nasıl mücadele edemediğini, insanın iç sorgulamalarıyla kendinden şüphe ettiği anları, savaşın acımasızlığını "satranç" metaforunu kullanarak anlatan, okurken insanı psikolojik sıkıntılar içine sürükleyen, buna rağmen su gibi akıp giden bir eser.
Okurken psikolojimi zorlayan, sanki orada, betimlenen mekanın içindeymişim gibi hissettiren ama en çok beğendiğim kısmı da şuraya bırakıyorum;
"İnsan kendi kendisiyle, bedeniyle ve masa, yatak, pencere, lavabo gibi dört veya beş dilsiz nesneyle umarsız bir biçimde yalnız kalıyordu; bu suskunluğun kapkara okyanusunda camdan yapılma çanı içerisindeki bir dalgıç gibi yaşıyordu ve dahası, dış dünyaya uzanan halatın koptuğunu ve sessiz derinliğin içinden hiçbir zaman dışarıya çıkarılmayacağını şimdiden sezen bir dalgıç gibi yaşıyordu. Yapacak hiçbir şey yoktu, duyacak hiçbir şey yoktu, görecek hiçbir şey yoktu, her yerde ve sürekli olarak insanın çevresinde hiçlik, zamandan ve mekandan mutlak anlamda yoksun bir boşluk vardı. İnsan bir aşağı bir yukarı gidip geliyordu ve onunla birlikte düşünceler de bir aşağı bir yukarı, bir aşağı bir yukarı gidip geliyordu, sürekli gidip geliyordu. Fakat sonuçta düşüncelerin de, ne kadar herhangi bir özden yoksunmuş gibi görünürlerse görünsünler, bir destek noktasına ihtiyaçları vardır, aksi takdirde dönmeye ve anlamsız bir biçimde kendi etrafında çember çizmeye başlarlar; onlar da hiçliğe dayanamazlar. İnsan bir şey bekliyordu, sabahtan akşama kadar bekliyordu ve hiçbir şey olmuyordu. İnsan tekrar tekrar bekliyordu. Hiçbir şey olmuyordu. İnsan bekliyor, bekliyor, bekliyordu, düşünüyor, düşünüyordu, şakakları ağrımaya başlayana kadar düşünüyordu. Hiçbir şey olmuyordu. İnsan yalnız kalıyordu. Yalnız. Yalnız."