Puan vermedi·163 syf.··Beğendi
· >>>>>>>>>DİKKAT SPOİLER İÇERİR<<<<<<<<
Uzun zamandır okumayı planladığım ve nihayet fırsatını bulup okuduğum bu kitabın her satırı bir bilinmezi açığa çıkarıyormuşçasına ayrı bir etki uyandırdı bende.Raif Bey'in mektubunda, yaşadıklarının yanı sıra duygularını aktardığı satırlar, üslubundaki eşsizliği ortaya koyuyor.
Raif Bey karakteri gerek iş hayatı gerekse aile hayatında etrafındaki pek çok insan için varlığıyla yokluğu arasında bir fark olmayan, alelade bir insan konumunda.Roman, sadece kendisine verilen işi yapan ve insanlarla iletişim kurmaktan olabildiğince uzak duran bir insanın iç dünyası etrafında dönüyordu adeta.Böyle bir insanın sanılanın aksine ne kadar geniş bir düşünce dünyasına sahip ve karmaşık duygular içerisinde olabileceği çok net görülebilir.Bu durum özellikle kitabın ilk satırlarında şöyle ifade edilmiştir:
"...Böyle kimseleri gördüğümüz zaman çok kere kendi kendimize sorarız: 'Acaba bunlar neden yaşıyorlar? Yaşamakta ne buluyorlar? Hangi mantık, hangi hikmet bunların yeryüzünde dolaşıp nefes almalarını emrediyor?' Fakat bunu düşünürken yalnız o adamların dışlarına bakarız; onların da birer kafaları, bunun içinde, isteseler de istemeseler de işlemeye mahkûm birer dimağları bulunduğunu, bunun neticesi olarak kendilerine göre bir iç âlemleri olacağını hiç aklımıza getirmeyiz.Bu âlemin tezahürlerini dışarı vermediklerine bakıp onların manen yaşamadıklarına hükmedecek yerde, en basit bir beşer tecessüsü ile bu meçhul âlemi merak etsek, belki hiç ummadığımız şeyler görmemiz, beklemediğimiz zenginliklerle karşılaşmamız mümkün olur.Fakat insanlar nedense daha ziyade ne bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri araştırmayı tercih ediyorlar..."
Biz de etrafımızda gördüğümüz bu insanların hiçbir niteliğinin bulunmadığı gibi yanlış bir önyargıya kapılmıyor muyuz? Onların kendilerini herkesten soyutlayıp herhangi bir sohbete dahil olmak istemeyişlerini aslında en ufak fikirleri olmadığına bağlamıyor muyuz? Halbuki Raif Bey bir insanın (anlatıcının) hayatında büyük bir etki bırakacak kadar derin bir kişiliğe sahipti.Kendisi okumayı seven, çok düşünen ve insanlara dair kendine has fikirlere sahip bir karakter.Ancak çekingen karakterinden ötürü çocukluğundan beri çevresindeki insanların kendisini aptal yerine koymaları ve babasının kendisine olan güvensizliğinin de etkisiyle yalnız kalmayı tercih ediyordu.Böyle zamanlarda Raif hayal dünyasında dolaşıyor, özellikle kendisini cesaretiyle herkes tarafından takdir edilen biri olarak hayal ediyordu.
Kitabı okumadan önce hemen her mecrada karşıma çıkan ve neredeyse ezberlediğim alıntılar yazarın sözcükleri kullanmadaki özgünlüğüyle belki de pek çoğumuzun duygularına tercüman olduğunun göstergesiydi.En etkileyici satırlardan biri de şöyleydi;
"Dünyada bir tek insana inanmıştım.O kadar çok inanmıştım ki, bunda aldanmış olmak, bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı... Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi"
Hiç düşündünüz mü birine olan güvenimizi kaybettiğimizde niçin diğer herkese karşı bir duvar örüyoruz? Uzun seneler boyunca kendini adeta insanlardan hatta ailesinden soyutlayarak yaşamını sürdüren Raif Bey, bunun cevabını Maria'yı hayatındaki bütün insanların üstünde, belki de bulabileceği en kusursuz hayat arkadaşı ve dost olarak kendi içinde çok farklı bir yere konumlandırmasıyla açıklıyor.Öyle ki başka hiçkimse onu bu denli anlayamaz ve sevemezdi, kimse ile onunla kurduğu muhabbeti, ilişkiyi kuramazdı.Maria, Raif Bey için hayatındaki o büyük boşluğu doldurabilecek yegâne insandı çünkü.O bile kendisini hayal kırıklığına uğrattıysa kimsenin bu güveni boşa çıkarmaması söz konusu olamazdı.
Romanda konu itibariyle aşk, sevgi, bağlılık kavramları üzerinde de çokça durulmuştur.Farkında olmasak da hepimiz bir arayış içerisindeyizdir belki, içimizde hissettiğimiz o derin boşluğu doldurabilecek insanın arayışı.Raif Bey o boşluğu doldurabilecek insanı daha ilk anda tanımış, ve yine gözlerini alamayacak kadar etkilenmişti, Kürk Mantolu Madonna'dan... Nasıl olur da henüz hiç tanımadığın bir insanı, kendimize bu denli yakın hissedebilir, bizi tamamlayacak parçanın o olduğuna daha ilk anda nasıl inanabiliriz? Anlaması güç ama mümkün işte...
Maria çevresinde görmüş veya tanımış olduğu erkeklerin etkisiyle onlara asla güvenilmeyeceğini düşünen, hatta karşı cinse nefret besleyen bir karakter olarak Raif Bey'in çekingen ve hicap duyan görünüşüyle her istediğini elde edebileceğini düşünerek kendilerine aptalca güvenen diğer erkeklerden farklı olduğunu düşünmüş ve onunla arkadaşlık kurmuştur.Buna rağmen Raif Bey'in kendisine karşı hissettiği duygulara karşılık vermeyi reddediyordu.
"Benim beklediğim aşk başka! O bütün mantıkların dışında, tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka; istemek bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka... Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilmez bir istemek!"
Pek çoğumuz için aşkı tarif etmek zordur. Maria ise belki de hiç yaşamamış olduğu bir duygunun aslında nasıl olması gerektiğine dair sarfettiği bu sözlerle ya ne istediğini bilen ya da aşka dair hayalperest denebilecek düzeyde fazlaca beklentisi olan bir karakter olarak yorumlanabilir.Takdir sizin...
Son olarak eser akıcı ve gayet anlaşılır bir dilde olmakla beraber birtakım eski sözcüklerin de değiştirilmeden aktarılması romana nostaljik bir atmosfer katarak okumayı daha zevkli hale getiriyor(Tabi bu sözcüklerin günümüz Türkçesindeki karşılığı ufak bir dipnotla belirtilmiş olduğu takdirde).
Yazarın en çok rağbet gören romanı olan Kürk Mantolu Madonna dönemin sosyal, siyasi şartlarına dair de fikir edinebileceğiniz, sürükleyici ve daha başından merak uyandıracak nitelikte bir başyapıt.
Keyifli okumalar diliyorum.