Gönderi

Kısa öykü AYŞE
İlk defa böyle bir etkinliğe katılıyorum amatörün amatörüyüm AYŞE Köyde savaşın sona erdiğine inanan yoktu ama, bir yandan da kimse sabah kahveye gidip eski gazeteleri okuyan öğretmeni dinlemiyordu. Ne günler yaşamışlardı, Moskof gelip uzun menzilli toplarla büyük kenti bombalayınca herkes taşıyabildiği ne varsa alıp kaçmıştı. Korkuyla geçen uzun günlerden sonra yavaş yavaş güzel haberler gelmeye başladı. Artık korkulacak bir şey kalmadığı söyleniyordu. Ancak köylüler bu defa da sesiz sedasız bazı kalabalıkların ürkekçe uzaklaştığını görüyorlar ama bu insanların neden ve niçin gittiklerini anlayamıyordu. Köydeki en yaşlı ihtiyara sorarsanız, o bile Ayşe’nin nereden geldiğini bilmezdi. Adeta yer yarılmış ve yerin içinden çıkmıştı Ayşe. Sarı saçları ve her zaman hüzünle bakan masmavi gözleri ile köyün bir tanesiydi Ayşe. Ayşe on beşine geldiğinde, köyün delikanlıları ona bakarak iç geçirirlerdi, ama bilirlerdi ki İhtiyarlar yasak koymuştu Ayşe’ye ilişmelerine. Bu öksüz kız, genç yaşta dul kalmış olan Sabiha teyze ile birlikte kırık dökük bir evde yaşardı. Köyün Muhtarı Ayşe’yi elinden tutup kapısına getirdiğinde, Sabiha teyze, genç yaşta askere giden kocasının yüzünün bile unutmuştu . Sabiha teyze bu üç yaşındaki kızın nereden geldiğini sorduğunda, muhtar omzunu silkmiş ve Bodur Ali’nin Ayşe’yi çeşmenin yanındaki büyük çınarın altında otururken bulduğunu söylemişti. Adını sorduklarında hıçkırıklar arasından Ayşi ! diyebilmişti küçük kız. Isınmıştı Sabiha teyze bu sümüklü kıza, yalnızlığına bir çare olmuş, hiç olmayan kızı gibi sevmişti Ayşe’yi. Ayşe, az konuşur, az yer, az uyurdu, bazen Sabiha teyze gece uyandığında pencereden dışarı bakan bir gölge görür, ses etmezdi. Gariban diye geçirirdi aklından.. İnsanlar bilmediği şeylerle ilgili olmayacak yalanlar uydururlar ya… kahvede neler dediler Ayşe için neler.. Güya, Ayşe şehirli bir kadının piçiymiş, güya babası belediyenin reisiymiş, güya güya güya …. Ayşe’nin kulağı sağır değil ya, su doldurmak için giderken çeşme başında kızların ağzından duymuş bunları. Gerçi tek arkadaşı deli Birgül’ün anlattıkları dışında büyük şehir ile ilgili hiçbir şey duymamıştı. Dev gibi evler, renkli urbalarlar, atsız giden gürültülü arabalar, yumuşak döşekler…. İnsan oğlu bu işte, Ayşe’nin içini bir umut kapladı belki şehirden atsız bir araba gelecek onu ve Sabiha teyzeyi alıp götürecekti. Ayşe, bıkmadan usanmadan uzun süre bekledi bu homurdanarak gelecek olan arabayı ama nafile.. Yıllar birbirini kovaladı, bebekler doğdu, yaşlılar öldü, gençler yaşlandı, çocuklar büyüdü, Ayşe artık günün büyük kısmını ayakta duramakta zorlanan Sabiha teyzeye bakarak geçiriyordu. Unutmuştu kim olduğunu, nasıl geldiğini, neler hayal ettiğini. Gerçi, bazı akşamlar rüyasında, gözleri gibi masmavi büyük bir su birikintisinin karşısında, yüzünü görmediği ancak kim olduğunu çok iyi bildiği bir kolun omuzuna şefkatle sarıldığını ve birlikte güneşin batışını seyrettiklerini görüyordu. Her seferinde kalbi şaşkınlıkla ve heyecanla çarparken uyanıyor çok geçmeden tekrar uykuya dalıyordu. O hafta köylü evinden çıkamıyor, ağaçları yerinden söken kasırganın geçmesini bekliyordu. Yağan yağmurdan her yer balçık olmuş, hayvanlar bile çamura saplanan ayaklarını yerden kaldıramıyorlardı, küçük köyde hayat tamamen durmuştu. Kasabadan gelen minibüs onu tam çeşmenin yanında bıraktı, önce uzun süre çeşmeye ardından dev çınar ağacına baktı ve kararlı bir şekilde yürümeye başladı. Çok uzun boyluydu, siyah paltosunun kapüşonu yüzünün tamamını örtmesine rağmen, rüzgar estikçe açılan aralıktan kemikli çenesini ve ince dudaklarını görülüyordu. Kafasını kaldırdığında ona tarif ettikleri eve ulaştığını anladı. Tam yirmi bir senedir bu anı bekliyordu. Birlikte yapamayacaklarını anladığı anda verdiği o zor karardan sonra hep bu anı hayal etmişti. Hep elem hep hüzün ile geçen yıllar…. Dedeağacın yoksul mahalesindeki yoksul evinden içeri girene kadar gözyaşlarını tutar sonra kasıla kasıl ağlardı her gün. Bir an önce uyumak isterdi ,biliyordu yine rüyasında kuzusunun sarı saçlarını okşayacaktı. Artık az kalmıştı hem de çok az, onu umuda götürecek olan parayı denkleştirmek üzereydi. Kapı vurduğunda Ayşe henüz suyu ateşe koymuştu ,Sabiha teyzenin çorbasını hazırlamakla uğraşıyordu. Şaşkınlıkla kapıya baktı bu fırtınada kim olabilidi ki ? Deli Birgül! tabii, kim bu saate bu yağmurda evinden dışarı çıkardı ki ? Gülümseyerek kapıya doğru giderken, ne istiyor bu deli kız? diye içinden geçiridi. Tahta kapıyı açtığında karşısında dev gibi karaltı görünce ağzı bir karış açık kaldı, şaşkınlıkla bir adım geri çekildi. Ayşe ağzını açamadan, adam içeriye girdi. Ve çabuk hareketlerle kapüşonunu çıkardı. Islanmış uzun sarı saçların altında, uzun sakalı ve güven veren mavi gözleri ile ona bakan bir adam gülümseyerek karşısında duruyordu. Adamın gülümsemesi büyüdü büyüdü ve aniden gözlerinden yaşlar boşalırken ağzından boğuk bir ses çıktı, -Alişa ..
Etkinlik
··
41 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.