flu bir tablo gibi bu roman. neye benzetirsem, ona benzeyecek bir bulut gibi.
ahmet hamdi tanpınar'ın yaklaşık dört bin sayfalık evrakı arasından güler güven tarafından (bir kuyumcu titizliğiyle) çıkartılmış son romanı. aslında romanın sonundaki ekler ve plana dair etraflı notları okuyarak başlamak en doğrusu (keşke bu kısımları romanın başına yerleştirselermiş). aksi takdirde ilişkiler yumağının ucunu bulmak zor. bazen suat bazen selim olan kahramanı algılamaya çalışırken (ki tanpınar da roman taslağında kişileri verirken "suat"ın yanına parantez içinde "selim "yazmış) tutunamayanlar'ın selim ve turgut'u canlanıyor zihinde. 24 saatin hikâyesi yayılıyor romana, önceki romanlardaki gibi zamanın parçalanması eşliğinde. klasik müzik ehli birileri tıpkı huzur'daki gibi aydaki kadın'ın da iskeletinin müzik üzerine tanzim edildiğini söyleyebilir belki. nitekim roman planında kullandığı kontrpuan, füg gibi terimler buna işaret ediyor.
eşik, ölüm, benler, rüya ve daha bir yığın tanpınar kelimesi dolduruyor romanı. tanpınar dikkatini, yazma hevesini, şevkini dağıtan, bütün med-cezirlerinden sıyrıldığı zaman, bir "şey" içinde oylumlanmayı başardığında zaman okuması doyumsuz cümlelere imza atıyor. öyle acayip ki, bu bölümleri, okurken uyandırdığı histen hemen tanıyorsunuz. kesif bir dikkat, sonuca giden bir düşünce parıldıyor o satırlarda. "basit" için yazdığı böyle muhteşem bir kısım var misal, bilahare aktaracağım onu.
okur gözünden birkaç cümleyle bitireyim. "son kontrol hayat kurtarır" lafına bir kez daha inandım. ne kadar gerçeğe yakın tanzim edilmiş olursa olsun, yazarının eliyle son noktası konulmamış kitap bu. bir yarımlık, bir karmaşa hatta kaos, işlenememiş teferruat (ki tanpınar'da bazen bütünün kendisidir), her taraftan hücum ediyor. çok uzun sürede elimde kaldı bu sebeplerden. bir kere okunması yetmeyecek muhtemelen, sırlarını kolaylıkla vermeyecek.