oğuz atay'ın tutunamayan öykülerinden birisidir. kendisi gibi başka öykülerin de içinde toplandığı bir kitabın isim babasıdır. iletişim yayınları'nın bastığı kopyalar monokrom yeşil kaplıdır. kapakta oğuz atay bir pardesü içinde belli belirsiz tebessüm etmektedir. bu bakış işte... bu bakış "ben buradayım sevgili okuyucum sen neredesin acaba?" bakışıdır. şehir hatları vapurunun önünde dikilmiş, elleri cebinde okurunu izleyen atay cebinden çıkarmadan yanına alıp götürdüğü düşünceleriyle, söze, kağıda dökülmekte geç kalmış eserleriyle bakmaktadır okuruna. yaşamayı becerememekten çok ötede duran adamların hikayeleridir "korkuyu beklerken" hikayeleri. okunmalıdır belki, ama daha önemlisi, -son kertede- akıldan çıkmamalıdır "demiryolu hikayecileri" de, "beyaz mantolu adam" da, "ne evet ne hayır" da...
diğer öykü ve romanlarında da karşımıza çıkan toplumdan kopuk, kuruntulu, herkesin kolaylıkla üstesinden geldiği gündelik işlerde sonsuz bir beceriksizlik gösteren,buna bağlı olarak toplumun kurduğu ve sınırlarını belirlediği başarılardan yoksun, yalnız ve şanssız kahramanı akıllara kazınacak güzellikte anlatılmıştır. adresine gelen bilmediği bir dilde yazılmış bir mektubu anlayabilmek için başvurduğu, üniversitede eski dillerle uğraşan eski bir ahbabının odasına gidişini "öpüştük. bir öğretim üyesiyle öpüştüğüm için ötekilere sevinçle baktım" diye anlatarak inceliğiyle göz yaşartır. yazar, kahramanının küçük yanlarını, beceriksizliklerini, şanssızlıklarını birbirinden güzel ayrıntılarla sezdirmeye devam eder. öykünün kahramanının üniversitedeki arkadaşının odasından çıktıktan sonra unuttuğunu farkettiği kitabı almak için geri dönüp tekrar dışarı çıkışını ise onun ağzından "telaşla üniversitenin bir başka kapısından çıktım. otobüs durağına en uzak olan kapısından" cümleleriyle anlatarak son noktayı koyar.