Dehşet. Bu romanı okurken hissettiklerimin belki de en baskını. Okuduğum ilk Hakan Günday kitabı olduğu için dilinin netliğine hazırlıksız yakalandım. Bu kitap beni çok yıprattı. Çok şey götürdü içimden, oluşan boşluğa bambaşkalarını ekledi. Derdâ gibilerin (gibilerin demek saygısızlık belki ama) olduğundan sadece haberdar olan ben, bir de tüm çıplaklığıyla gördüm yaşadıklarını. Atamadığı çığlıklar beni sağır etti, konuşamadığı kelimeler benim boğazıma dizildi. Yaşamak zorunda kaldığı hayatı kendi yollarıyla protesto edişiyle çok da cesur biriydi kesinlikle.
Hayatın bir şekilde karşılaştıracağı Derda ise onunla aynı zamanda bu karanlık dünyanın bataklıklarından bir başkasında çırpınıyordu. Küçücük çocuklar. Kocaman sınavlar. Hepsinin sonucunun onların yollarını kesiştirmesi ise büyüleyici bi karmaşıklıkla çıktı karşıma.
Romanı okurken özellikle de Derdâ’nın hikayesinde gerçekten acı çektiğimi söyleyebilirim.
Kitapla geçirdiğim, “az” ama bu kelimeyi oluşturan iki iki harf içerisinde geçen onbinlerce, yüzbinlerce saatte çok fazla pisliğe tanık oldum. Kitap bittiğinde ise gerektiği kadar arınmıştım.
AzHakan Günday