Tutun-a-mayanlar
10/10
·724 syf.··
2020 43. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 30 Mart 2020 12:28
kitabın son cümlesini okudum, kapağı kapadım, kapamasam da gözyaşlarımdan görünmüyordu zaten. "vay be" dedim birkaç kez. aynı selimin defteri, aynı selimin hayatı gibi kapandı ve akıllarda kaldığı kadar yaşayacak. böylesi bir şaheseri anlatmanın güçlüğü, bu kitabın hissettirdiklerini hazmetmekle yarışmakta. oğuz atay, ne büyüksün, ne yüce gönüllüsün, ne derinsin! o kadar çok kendisinden de atıf vardır ki kitapta; hayatının karamsarlığı, şakacılığı, alaycılığıyla öyle benzeşmektedir ki, selim ile oğuz iç içe geçmiştir. bahsedilen her karakter oğuz atayın gerçek hayatındaki dostlarına atıftır. selim de oğuz atay gibi, babasının zoru ile mühendislik okumuştur. selim de kırgınlıklarını alay ile örtmektedir. selim de dostoyevskiyi çok sevmektedir. oğuz da çok kırılmıştır. kitaplarının basımı reddedilmiştir çok kez, kötü ayrılıklar yaşamıştır. selim, oğuz; karmaşa ve birlik. bu kitabın kült olması beni apayrı şaşırtıyor. bu kitabı okumaya yeltenenlerin sayısı ile bitirebilenlerin sayısı arasında uçurum olduğunu düşünmekteyim. zor bir kitaptır, yorucu bir kitaptır, yürek yorar, akıl yorar. turgutun yolculuğu bizim soluk borumuzu tıkar. kitapta apayrı bölümler vardır; turgutun anlattığı, turgutun iç sesi, turgutun düşündüğü, selimin "var olsaydı" düşünebilecekleri, tamamen kurgu ve kimseyle ilişiği olmayan kısımlar, selimin hayatını anlatmış olduğu uzun bir şarkı ve 200 sayfa kadarlık sonradan selimin dilinden yazıldığını öğrendiğimiz açıklama, 150 sayfa kadar hiçbir noktalama işareti olmaksızın, kimin konuştuğu yalnızca akıştan ve belki birkaç sayfadan sonra anlaşılabilen günseli-turgut diyalogları, turgutun kendi hayatı ile turgutun aklındaki hayat, turgut ile olric, selimin defteri ve selim. zordur. hem şeklen hem madden zordur. nazımın dediğini biraz çarpıtarak "zor oluşun yıldırmıyor beni, belki bilhassa bundan dolayı makbulsün." kitabın konusuna değinecek olursak turgut ile selim uzun zamandır arkadaşlardır. aralarına zaman, hayat gailesi, eş, iş ve diğer faktörler girmiştir. bağları zaman içerisinde gevşemiştir. turgut bunu hayatın akışı gibi görmekteyse de bir gün selimin intihar ettiğini öğrenir. ötelemeye çalışsa da nafile; bir görev bilir intiharı aydınlatmayı, yaptığı vicdan muhasebelerinde en azından selimin anısına karşı kendisini affettirebilmeyi. selimi akıllarda, en azından kendi aklında yaşatmayı dilemektedir. selimin eski dostlarına ulaşır, selimin sevgilisi olduğunu dahi bilmezken günseli ediz ile karşılaşır. selimin daha önceki karalamalarını bulur, bir arkadaşına *ya bıraktığı kendi hayatını anlatan şarkı ve açıklamaları okur. günseli ile görüşür ve nihayetinde selimin günlüğünü bulur. onu intihara götüren her şeyi günü gününe okur. intiharı aydınlatır, ancak turgut eski turgut değildir artık, kendisi de aydınlanmış, yani kararmıştır. öğreniriz ki, selimin benliğinin kırılganlığı, her şeyden ve herkesten uzaklaşması, anlaşılamama yerine susması, kırılma yerine sinmesi ile birlikte selim büyük bir yalnızlık içerisine düşmüştür. insanların gülüp geçtiği yahut öylesine söylemiş olduğu her şeyi düşünmüştür. o kadar incedir ki, her eyleminin ve cümlesinin kölesi olur. misafirliğe gidene kadar, rahatsızlık veririm korkusuyla bir gideceği yere bin kere düşünür. erken giderim korkusuyla sokaklarda dolanır durur, çok az kişiyle görüşür çünkü anlaştığı ve anlatabildiği kimsesi yoktur. sürekli neden bu kadar ayrık olduğunu düşünür. insanların ne kadar kaba ve aptal olduklarını sorgular. kendisine insanların onu yalnız bıraktıklarını, kendisini hak etmediklerini söyleyip, hak etmediği şeyleri yaşatanları irdeler. kendini sorgularken o kadar derine gider ki, annesine "doğumumda başıma bir şey mi oldu" diye söylenir. annesi "kafasının karpuz gibi" olduğunu ve herkesin doğduğundan beri çok beğendiğini söyler. selim sevinir. sarkastiktir. komiktir. alay eder. kırgınlığını bu tutumuyla saklar. en iyisi yalnızlığım deyip, sevilmeyi severken, anlaşılabilmeyi ve elinden tutulmuş olmasını içten içe isterken kırgınlıklardan kaçmak için kendini bir başına bırakır. bir tek kitaplarına sarılır, onları o kadar sever ve okur ki sürekli edebiyat tartışır, ancak ne var ki kitapların öğrettiği gerçek dünya, onun yalnızlığını büyütür. sevilmeye duyduğu gizli istek ve özlemle birlikte yaşadıkları onu büyük bir depresyona sokar, içini kemirir. günden güne selim biter, biz izleriz. ve selim artık kitap okuyamayacak, kitaplarda duyduğu dünyanın bile gerçekliğine dayanamayacak noktaya gelir. ızdırabını bitirmek için ölümü düşler. her gün ölmektense bir gün ölmeyi ister. üstelik sever de. günseliyi öylesine sever ki. "sana güzel şeyler söylemek için binlerce kitap okumuş olmak isterdim" der yürekten. inanamaz ona. "bir gün gideceksen beni mağaramdan çıkarma, yalnızlığıma olan alışkanlığımı alma" der. sevilmemeye öyle alışmıştır ki, sevilmeye şaşırır. ancak bu sevgi de yetmez ona, dünyanın ve insanların gerçek kötülüğünü tatmıştır bir kere. sevgi onu yorar bile. çünkü yorgunluktan istediği gibi sevemez. istediği gibi sevgisini yaşayamaz. mahcup olur, daha da yorulur. çok kez de günseliyle erken karşılaşmış olmayı diler. olmamıştır. olmayacaktır. belki de "olur da biter bu ızdırabım" umudu ile ölümünü bile erteler. yazdıkça yazar, yazdıkça okuruz, yazdıkça kararırız, kızarırız. yaşamayı istemesine rağmen yaşamaya gücü kalmamıştır. vurucudur ki, ölümüne karar verdiği zamanlarda bile, yaşamanın son sönük arzusundan ona kalan "ateşim var mı?" korkusuyla birlikte sürekli ateşini ölçer. ironiktir ki, başına silahı dayayacak o adam, ateşi ve hastalığı olur endişesi ile yaşamına ket vurulmasından korkar. nafile. selim ölür. geriye anılar, acılar, anlam arayışları kalır. günlük hayatımızda da olur ya, uzun zamandır görüşülmeyen biriyle karşılaşılır da "hiç aramıyorsun"u yapıştırırlar suratımıza. "sen de aramadın" dediğinde, dünyadaki en mantıklı cevap olmasına rağmen onları tatmin etmez. nedir bunun büyüsü, karşılaşınca "hiç aramıyorsun" cümlesini ilk söyleyen mi kazanır? aramadılar selimi. aramadın dediler. siz de aramadınız dediğinde tatmin olmadılar. "sen böyle istersin, aranmaktan rahatsız olursun diye düşündük" dediler. oysaki selimin bu imajı yaratmış olmasının, aranmaktan rahatsız olacakmış gibi görünüşünün tek sebebi; onu kırmış ve kırıyor olmaları idi. kim istemez ki sevgiyi? kim sevilmeyi sevmez? nihayetinde turgut bunların farkına vardığında, ki akış içerisinde o da iç dünyasına dönmüştür adım adım, bir yerden olric girer hayatına, içinde ona yardım eden tek sestir, anlarız ki turgut da tutunamayanlara dönmüştür. tutunamayanların hikayesidir tüm olanlar. adında saklı, tutunmayan değil, tutunamamış. yapamamış. tutmak, tutunmak istemiş. selim gibi, turgut gibi, bizim gibi.
1000Kitap
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202475bin okunma
·
46 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.