Aşk ve Gurur değil Gurur ve Önyargı
7/10
·412 syf.··
2020 17. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2020 15:19
Öncelikle incelememe başlamadan önce rahatsız olduğum bir noktaya değinmek istiyorum.Jane Austen’ın ölümsüz eseri olan Pride and Prejudice ; tam anlamıyla ismi Gurur ve Önyargı olmasına rağmen yayınevlerinin okuyucunun ilgisini çekmek ve satış oranlarını artırmak için Aşk ve Gurur ismiyle satışa sunduğunu düşünüyorum ancak bunu Jane Austen’a ve biz okuyuculara yapılmış haksızlık olarak kabul ediyorum. Bunun iki sebebi var; birincisi bu kitabın ana teması gurur ve önyargı olmasına rağmen farklı çıkarlar uğruna kitabın aslından koparılmış olması,ikincisi ise bir kitabın adında “AŞK” gibi kutsal bir duygunun yer alması okuyucunun nezdinde istemsizce efsanevi bir aşk hikayesi okuma beklentisine sebebiyet veriyorken kitabın ana karakterleri arasında ne yazık ki efsane diyebileceğim bir aşkın olmaması.(Not: Gurur ve Önyargı adıyla kitabı satışa arz eden yayınevlerine teşekkürü bir borç bilirim .) Kitaba gelecek olursak Jane Austen’ın 21 yaşında kaleme aldığı bu eserinde,olay kurgusu ve karakterlerin diyaloglarındaki sürükleyicilik o kadar güzel ve eğlenceliydi ki altmış bir bölümden oluşan bir pembe dizi izliyormuşum hissiyatı uyandırdı. Karakterlerin zaaflarındaki komedi unsuru; ahlaki yargılar içeren ciddi bir toplum eleştirisini de beraberinde getirmektedir.Entrikalar, dedikodular, yüze gülüp arkadan iş çevirenler ve tüm bu kötülüklerin içinde gerçek aşkı arayanlar...Austen’ın genç yaşında eseri kaleme almasına rağmen romanda tabiri caizse gösterilen hiçbir çiviyi boş bırakmayıp hepsini neticelendirmesi ve olayları bağlama kabiliyetine hayran kaldım. Kitabın ana karakterlerinden Elizabeth önyargıları,Darcy ise gururu yüzünden aralarındaki bağı görmezden gelmeye çalışsalar da aşk bu iki duygunun törpülendiği anda galip gelecektir. Hemen hemen birçok eserde olduğu gibi bu eseri de yazarın hayatından bağımsız düşünmemiz mümkün değildir.Jane Austen’ın hayatını araştırdığımda Tom Lefroy isimli bir gence deliler gibi aşık olduğunu ancak adamın garip takıntıları yüzünden bir türlü mutluluğu yakalayamadığını ve ayrıldıklarını, Tom Lefroy’un aslında Darcy karakteri ile karşımıza çıktığını öğrendim.Darcy; soğuk, ciddi, zenginliğin ve soyluluğun verdiği gururla övünen ve Elizabeth’i sevdiğinde dahi ailelerin birbirine denk olmayışını gururuna yediremeyen bir gençtir.Romanın ana karakteri Elizabeth ise bilgili, zeki, kendini sürekli geliştiren ve toplumda yerleşmiş kurallarla dalgasını geçebilen eğlenceli biri olmasının yanısıra önyargılarından vazgeçemeyen, beş kızı olan ve maddi gücü iyi olmayan Bennet ailesinin ikinci büyük kızıdır. Kitaptaki diğer bir aşk hikayesi de Jane(Elizabeth’in ablası) ile Bingley arasında geçmektedir.Birçok karakterden oluşan kitapta okuyucunun aklında yer edinen karakter sayısı azdır. Normalde okuyucu kitabın ana karakterlerinde kendini bulur veya bulmaya çalışırken ben kitapta Jane’den çok etkilendim ve neredeyse diğer yarımı o karakterde buldum.İnsanlara bakış açısı,kendine kötülük yapana dahi sevgiyle bakması ve tabiri caizse aşkın hakkını vermesi beni çok etkiledi.Hatta kitabı okurken keşke şöyle bir yakın dostum olsaydı diye bile düşünecek kadar onu çok sevdim,mutlu olduğunda mutlu oldum ,üzüntüsünde üzüldüm. Kitaptaki değer yargılarını iki ayrı başlık altında inceleme gereği duydum. Evliliğe Toplumsal Bakış Açısı Kitapta evlilik;iyi yetiştirilmiş genç kızlar için tek şerefli geçim yolu olarak tabir ediliyor dersek yanılmış olmayız.Kız çocukları olan ailelerin tek derdi kızlarını zengin, mirası yüksek olacak erkeklerle evlendirip onların hayatını kurtarmasını sağlamak.O dönemdeki veraset hukuku da aileleri böyle düşünmeye sevk ediyor çünkü miras öncelikle o sülaledeki erkeklere taksim ediliyor,sülalede erkek yoksa kızlar miras sahibi oluyor bu sefer de erkek çocuk sahibi aileler böyle yüksek gelir elde edebilecek kızlarla oğullarını evlendirmek istiyor.Günümüzde de ne yazık ki bazı kesimlerde çiftlerin gönül ve kafa olarak uygunluğu gözetilmeden ve kızlara yada erkeklere söz hakkı verilmeden maddi sebepler ileri sürülerek evlenmeye zorlanan çiftlerin sayısı az değildir.Kitapta evlenmek için ideal yaşlar da 16-20 diyebiliriz, örneğin kitaptaki Jane karakteri yirmi üç yaşında ve evlenmemiş olması nedeniyle çok yaşlanmış olarak tabir ediliyor.Maalesef günümüzde yine karşımıza çıkan devir değişse de toplumda değişmeyen olguların varlığını görmek çok üzücü .Kendi evliliklerinde fikri dahi sorulmamış teyze amcaların, evlenmemiş genç kızlara evde kalmış muamelesi yapması ve bir fikir beyan etmesi, onları seçmemiş değil de seçilmemiş olarak görüp acıyarak bakmaları bana hep gülünç gelmiştir. İlişkiler Kitapta beni en çok etkileyen karakterin Jane olduğunu söylemiştim.Jane’nin kız kardeşi Elizabeth’le olan yakınlığı,birbirlerini her konuda desteklemeleri ve savunmaları,aralarında hiç kıskançlık duygusu olmaması ve gerçek bir kardeşliğe şahit olmak okuyucuyu duygulandırıyor.Kitaptaki asıl aşk Elizabeth ve Darcy arasında olsa da gurur ve önyargıyla geçen hikayede gurur kelimesi o kadar çok geçti ki ben aşka dair pek bir şey bulamadım.Bu kitap sadece Jane’nin aşkı için bile okunabilir. Jane ile ilgili yerlerde sürekli aklıma Necip Fazıl’ın “Sevdiğinizi belli edin,gizlemek başkalarına fırsat vermektir.”sözü geldi.O iyi kalpli kızcağızın dost diye düşündüğü kişilerin, onun Bingley’e olan hislerini bilmelerine rağmen kasıtlı onu üzmek için Bingley’i hep başka kızlara yakıştırmaları beni o kadar üzdü ki bu tip insanlar niye mutlu olma ihtimalini dahi kıskanacak kadar kötü kalbe sahipler diye sorguladım.Bingley ise Jane’i görünce sevdiğini hatırlayan,insanların yönlendirmesiyle çok çabuk fikir değiştiren, karakteri oturmamış pasif bir erkek figürüydü ve kesinlikle Jane’nin sevgisini haketmediğini düşündüm.Ben aşkı; Cahit Sıtkı’nın “Desem ki sen benim için, Hava kadar lazım,ekmek kadar mübarek, Su gibi aziz bir şeysin; nimettensin, nimettensin! deyişinde, Cemal Süreyya’nın “ öyle uzaktan seviyorum seni elini tutmadan, yüreğine dokunmadan, gözlerinde dalıp dalıp gitmeden şu üç günlük sevdalara inat serserice değil adam gibi seviyorum” deyişinde, Nazım Hikmet’in “Sorma bana ‘ne kadar seviyorsun’ diye,o kadar işte ,tavanı kadar sokağın,dibi kadar cehennemin.” deyişinde öğrendim ve sevdim bu yüzden de okuduğum romanlarda bir aşk hikayesi geçecekse haklı olarak o naifliği arıyorum. Kitapta da bana bu hisleri sadece ve sadece Jane hissettirdi ve şunu düşündüm böyle seven ve aynı şekilde sevilen insanlar ne kadar şanslılardır kim bilir?
Aşk ve GururJane Austen · Venedik Yayınları · 201897,9bin okunma
·
14 Gösterim
5 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
N
Gönderi Sahibi
Siz de haklısınız Fatih bey, herkesin hayat tecrübesi, aşka bakış açısı,beklentileri farklı olduğu icin etkilenme oranının da farklı olması çok doğal, benim hissiyatım bu yöndeydi mazur görün 🙏☺️
İsim konusunda kesinlikle size katılıyorum ama bana kalırsa aşkları hayatımı değiştirecek kadar büyüktü.
İnşallah 🙈