Namazın kul ile Allah arasında taksimi bu sayede mümkün olabilmiştir: ‘Kul namazda şunu söyler, Allah şunu söyler’ denilir. Kul ancak toplamla (zahir ve bâtınıyla) birlikte kuldur.Kendisini kulun güçleri olmakla nitelendiğinde Hak adına meydana gelen duruma bakınız ! Kul O’nun vasıtasıyla kul ikenHak,kulun vasıtasıyla kulun güçleridir.Kul adı ancak ‘toplama’ verilen» bir addır. Hiç kuskusuz Allah toplamın kim olduğunu bize bildirmiştir. Kul “Hamd alemlerin rabbi Allah’a aittir’ der. Bu esnada Hak, kulun dilidir aynı zamanda Hak kulunu duyar. ‘Allah’a hamd olsun’ diyen ile o ifadeyi duyan kimdir? Allah ‘Kulum beni övmüştür’ der. Fakat o başka bir dille söyler, daha doğrusu kendisine izafesi esnasında kula izafeden soyutlanmış.Hakkın hüviyetiyle söyler. Allah onun bütününü dikkate alarak ‘kulum beni övdü’ demedi ve kul Allah’ı O’nun kelamıyla övebilir. Çünkü ‘Hamd âlemlerin rabbi Allah’adır’ ifadesi O’nun kelamıdır. O halde bilinen manayla hamdin ifade edilmesi şu demektir:Ben hamdin benim katımdaki tarzıyla kendimi övdüm.Kulum ise kendimi övdüğüm ifadeyi lafzıyla benden aktardı, bu esnada ben kendimi övmedim. Bize Allah’ın kulunun diliyle ‘Allah kendine hamd edem duydu” dediği aktarılır. Hz. Peygamber’e ise müşrik hak­kında *Onu komşu edin ta kı Allah’ın kelamıni duysun’ demiştir. Hâlbuki komşu edinilecek insan sadece vahyi ulaştıranın -peygamber- sesini duymuştu. Alemdeki bütün sözlerin Allah’ın kelamı olduğunu biliyo­ruz, çünku âlem, büyük ve kâmil insan demektir. Âlemin hükmü insanın hükmüyle birdir. Hakkın hüviyeti ise insanın bâtını ile onu kul güçleridir. Bu güç- bir kul ve büyük bir insan olur.
·
4 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.