ŞEKER PORTAKALI MI, PORTAKALLI ŞEKER Mİ?
Puan vermedi·184 syf.··
2020 25. kitabı
>>>>>>>>>>> SPOİLER İÇERİR <<<<<<<<<<<<<< "Günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü" diyordu yazar Vasconcelos bu yapıt için.Hepimiz çocukluğun getirdiği, küçük mutluluklarla yetinip büyük hayaller kurduğumuz saf dünyamızdan bir dürtüyle uyanmış, acıyla karşı karşıya kalmışızdır.Zeze ise bu acıyla çok erken tanışmış olanlarımızdandı. Yoksul bir ailede büyümüş olan Zeze zeki, açık sözlü, aynı zamanda haylaz bir afacan.Zekası sayesinde erken yaşta okumayı sökmesi, ailesi dahil etrafındaki herkesi hayretler içerisinde bırakıyor.Kimi zaman kendini alkışlatan kimi zamansa sövülüp dayak yemesine yol açan yetenekleri (daha çok şeytani fikirlerini hayata geçirmek için kullandığında) her halükarda ağızları açık bırakıyor.Zeze'nin bilgiye olan açlığı daha ilk anda kişilere ve eşyalara karşı duyduğu merakla kendini ele veriyor.Kafasındaki soru işaretlerini gidermek için sorularıyla etrafındakileri, özellikle de Edmundo dayıyı sıkboğaz etmekten imtina etmiyor. Zeze'nin şeker portakalı fidanında olduğu gibi insan dışı varlıkları dost edinerek onlarla konuşması aslında sadece çocuklarda değil yetişkinlerde de sıkça rastlanan bir durum.Antropomorfizm olarak tanımlanan bu kavram insan dışındaki varlıklara insan özellikleri yüklemek ve insan dışı varlıklar ile ilgili sanki insanlarmışcasına konuşmak olarak tanımlanıyor.Çocuklarda bu gayet normal ve yararlı olarak görülmesine karşın yetişkinlerde garip ve delice bir davranış olarak algılanıyor.Ancak antropomorfik eğilimler ile sosyal zekanın birbirleriyle bağlantılı olma ihtimali yüksek olduğu düşünülüyor.Dolayısıyla bunu normal bir sosyal davranış olarak görmek gerekir. "-Önemi yok, onu öldüreceğim! -Ne diyorsun sen, küçük; babanı mı öldüreceksin? -Evet, yapacağım bunu. Başladım bile.Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek… Ve bir gün büsbütün ölecek.” Bazen bir çocuktan beklemediğimiz olgunlukta sözler işittiğimizde kullandığımız "büyümüş de küçülmüş" tabiri vardır ya hani, işte Zeze tam da bu sözün vücut bulmuş hali.Tabi çoğu zaman bir çocuğun büyüklere göre anlayış kabiliyeti daha yüksek ve sezgilerinin kuvvetli olduğunu düşünecek olursak bu sözün yerindeliği tartışılır elbette... Her insan hatta her canlı sevgiye muhtaç bir yaşam sürer.Özellikle de çocuklar için sevgi görmek bir insana karşı bağlılık duymanın ilk adımıdır. Başının okşanması, bir kucağa alınıp şımartılmak, büyükler tarafından takdir edilmek bütün çocuklar için önemlidir. Daha da önemlisi bu sevgiyi aileden görmektir elbette. Ailesinden yeterli sevgi ve ilgiyi görmediğini, yaramazlık yapmadığı zamanlarda bile dövüldüğü için haksızlığa uğradığını düşünüp dışlanmış hisseden Zeze için Portuga'nın şefkati eşsiz bir teselliydi. “—Hep senin yanında olmak isterdim, biliyor musun? —Neden? —Çünkü dünyanın en iyi insanısın. Senin yanındayken beni kimse azarlamıyor ve gün ışığının yüreğimi mutlulukla doldurduğunu hissediyorum.” Ne yazık ki bu teselli çok uzun sürmedi. Beraber gezip görecekleri yerlerin hayalini kurarken Portuga'nın ölüm haberini alan küçük Zeze acıyla tanışmıştı. Ve o acıyla beraber eski benliğini de yitirmişti. Çünkü acı onu değiştirmişti; yerinde durmayan, haylaz ve neşe dolu çocuk gitmiş yerine mütemadiyen suskun, içine kapanık ve hayattan ümidini kesmiş bir çocuk gelmişti: "Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyorum.Acı çekmek bayılana kadar dayak yemek değildi.Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi.Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi." Genellikle bir kitabı okumadan önce yazarın hayatını ve varsa önsözü okumayı ihmal etmem.Bunun aslında yazarın kitabı ne düşünceyle ve hangi duygularla yazdığını anlamama yardımcı olabileceğini düşünürüm.Bu eserde yazarın gerek aile yapısı gerek kişisel yaşamı ile kendinden belli özellikler yükleyerek Zeze karakterine hayat verdiği düşüncesindeyim.Özellikle yazarın çok çocuklu yoksul bir ailede dünyaya gelmesi, annesinin Kızılderili babasının Portekizli oluşu ile erken yaşta ve tek başına okumayı sökmesi gibi noktalarda bunu çok daha net görebiliriz. Hatta yazarın aslında kendi çocukluğunu kaleme aldığı düşüncesine kapılmadım değil... Romanda sevgi, bağlılık, acı, umut kavramları dikkat çekmekle birlikte duygusallık önplandadır.İlk etapta hayata umutla bakan, sevgi dolu çocuk karakterin özellikle ailesiyle yaşadığı sorunlar nedeniyle iyimserliğini yavaş yavaş kaybetmesi, derin bir bağlılık duyduğu ve yanındayken mutlu olduğu tek dostu Portuga'nın ölümüyle ise sarsılarak yaşama sevincini kaybetmesini konu alıyor. Asıl metninden okumamış olsam da çeviri genel itibariyle akıcı ve anlaşılır bir üslupta ve gayet sürükleyici olan Vasconcelos'un bu romanı kesinlikle okunmaya değer️️...
Edebiyat
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2014275,4bin okunma
··
19 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.