·152 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Nisan 2020 00:01 Orhan Pamuk'un Osmanlı imparatorluğu Istanbul'unda geçen bir hikayeyi anlattığı Beyaz Kale ,yazarın yayımlanan üçüncü romanı özelliği taşıyor .Ilk basımı 1985 yılında Can yayınlarından çıkan eser daha sonra Iletisim yayınları tarafından yayımlanmaya devam ediyor .Ben Iletisim yayınlarının 1997 tarihli 20. baskısından bu eseri okudum. Sahaftan aldığımdan dolayı yazılar biraz soluktu ve beni biraz zorladı . Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim kitapta sıkça yazım yanlışı mevcut . Özelikle birleşik kelimelerin yazımı ile ilgili yanlışlar dikkatimi çekti . 'Şey' geçen her şey ayrı yazılır, kuralına uyulmamış ya da gözden kaçmış diyelim :) Tabi Edebiyat öğretmeni olunca biraz da mesleki deformasyon sonucu bu ayrıntıları kaçıramazdım :)
Gelelim kitabın asıl kritiğine . Bahsettiğim nedenlerden dolayı kitabı ilk okuduğumda devam edememiş ve yarıda bırakmıştım .Içinde bulunduğumuz şu karantina günlerinde yarım bıraktığım kitapları tamamlamaya karar verdim. Beyaz Kale'ye iyi ki devam etmişim diyorum gerçekten bir Pamuk hayranı olarak bu kitap da beni okuma zevki açısından bir hayli tatmin etti .
Beyaz Kale 200 sayfalık bir roman ve üç ana bölümü var . Ilk bölüm kitabın keşfedilme hikayesinin yer aldığı ve yazarın sıkça başvurduğu postmodernist bir özellik olan üstkurmaca özelliğine sahip . Burada şuna dikkat etmenizi tavsiye ediyorum . Bu kitabı okumadan önce yazarın ikinci romanı olan Sessiz Ev'i kesinlikle okumanız gerekiyor . Çünkü dediğim gibi yazar bu üst kurmacayı tasarlarken Sessiz Ev'in başkişilerinden olan ve yazarın deyişiyle kendine en yakın hissettiği kişi olan Faruk Darvınoglu tarafından kitabın kesfedilip yayıma hazırlandığını özelikle belirtiyor .Hatta kitabın girişinde bu eserin Sessiz Ev'in diğer başkişisi ,güzel kızı ,Faruk'un kızkardesi Nilgün Darvınoğlu anısına olduğu yazıyor.Yazar gerçekten bu kurmacayı tasarlarken hiçbir ayrıntıdan ödün vermemiş. Ara ara da okuru hem yönlendiriyor hem de kendince uyarıyor .
Asıl hikayenin anlatıldığı ikinci bölüm kitabın ana bölümü ve doğal olarak en kapsamlı bölümü. Bu bölümde Osmanlı Imparatorlugu'nun hüküm sürdüğü tahminen 17.yüzyılda yaşanan bir hikaye anlatılıyor .Hikayede biri esir düşmüş bir Italyan köle ve diğeri Hoca'lık vasfı taşıyan bir mollanın 'efendi-köle ' ilişkisi temelinde o dönemin sosyal, siyasi ve kültürel dünyası gözler önüne seriliyor . Evliya Çelebi'den ,dönemin hayvansever ve rüya yorumlarına ilgili çocuk padişahına , Don Kisot'tan , Veba salgini ve Takiyuddin Efendiye kadar birçok önemli kişi ve konulara deginilmiş.
Yazarın üslubu o kadar iyi ki postmodernist etkiye rağmen ,yani aslında romanı kendisinin değil de Faruk'un yazdığını okura dikte etmesine rağmen, o mükemmel üslup yazarın bir uzvu olduğu için her satırda hatta kelimede kendini hissettiriyor.
Eserin son bölümü Orhan Pamuk'un kitapla ilgili düşüncelerini dile getirdiği 'sonsöz' ya da okura ,eserle ilgili açıklamalar bölümü. Bu bölümde yazar eseri yazma isteğinin ne zaman oluştuğundan , tarihi roman ya da hikaye yazmanın kendince nedenlerinden ve bu tarz eserleri yazarken nelere dikkat edilmesi gerektiğinden bahsediyor . Bu bölümde dikkatimi çeken yazarın bu kitabı yazma süreci öncesi ders çalışır gibi kitabın muhtevasına uygun ne kadar kaynak varsa yalayıp yutmasi oldu. Orhan Pamuk dahi olsanız yazma eylemini gerçekleştirmenin ve bunu başarılı kılmanın olmazsa olmazı çalışmak olduğunu tabi -yeteneğinizin olması dışında - gözler önüne seriyor. Ayrıca bu bölümün en önemli tarafı da okurun kafasındaki soru işaretlerini düşünen yazarın böyle bir yazıyı kitaba ekleyerek okuru bilgilendirme amacı taşıması .
Beyaz Kale'de Veba salgının anlatıldığı cümleler günümüzdeki virüs salgınını hatırlatıyor . Hatta yazarın şu an üzerinde çalıştığı Veba Geceleri adlı romanını da yakın zamanda yayımlanacağının müjdesini vererek kitaptaki en beğendiğim alıntıyı paylaşarak sizlere keyifli okumalar diliyorum …
"Aynaya bakarken nasıl görünüşünü seyredebiliyorsa insan,
kendi düşüncesinin içine bakarak da özünü seyredebilirdi."