·264 syf.····Okunma: 03 Nisan 2020 16:47 Kitabı okumadan önce Sartre'ı tanımak gerekiyor. Bu benim okuduğum ilk Sartre kitabıydı. Sartre'ın Camus'dan üslup olarak da daha farklı bir noktada olduğunu gördüm. Sartre'ın varoluşçuluğu üzerine biraz araştırma yapmam gerekti.
Yalnızlık, özgürlük, kendinde varlık, kendi için varlık, iç daralması, bulantı... Kitapta bolca karşılaşıyoruz bunlarla.
Sartre'a göre varoluş öz'den önce gelir. Bu yüzden insan korkak ya da cesur değildir, insan özünü kendi oluşturur. Bu da insana büyük sorumluluk yükler. İnsanın yalnızlığı da varoluşsal bir durumdur. Bundan yakınmak yerine içi doldurulması gereken bir durum.
Sartre varlığı kendinde varlık ve kendi için varlık olarak ele alır. Roman karakterimiz Roquentin, eline aldığı nesnelerin bir anda var olduğunu hissetmeye başlar. Bu durum nesneleri özdeşliğiyle var olmaktan yani kendinde varlık olmaktan çıkarıp kendi için varlık haline getirir. Bu bilinç halleri kahramanımızda iç daralması yaratır. Diğer herkesin ve her şeyin bu bilinçten uzak oluşu bu iç daralması halini onda bir bulantıya dönüştürür.
Roquentin varoluşunu sorgular ve bir hiçliğe ulaşır.
Kitapta anlamlandıramadığım, daha doğrusu bir çelişki olarak gördüğüm kısımlar vardı. Roquentin 195. sayfada, varoluş zorunluluk değil diyordu ancak 198. sayfada ağaç köklerinin varolmak istemediklerini ama bundan kaçınamadıklarını söylüyordu. Çünkü ağaçlar ölmek için yeterince güçlü değillerdi. Ölüm onlara ancak dışarıdan gelebilirdi. 156. sayfada da böceği öldürerek ona iyilik ettiğini, onu varoluşmaktan kurtardığını söylüyordu Otodidakt'a. Bu durumda Sartre'a göre varoluş bir zorunluluk mudur değil midir anlayamadım.
Sanırım Sartre'ın diğer kitaplarını ve Sartre'a dair kitapları okumam gerekiyor. Ama şimdilik bu Sartre defterini burada kapatıyorum. Zira bu kitap beni ziyadesiyle yormuş bulunmakta ;)
Okuyacaklara varoluşluklarıyla mutluluklar diliyorum.