Puan vermedi·140 syf.····Okunma: 05 Nisan 2020 00:52 Edebiyat dünyasına ilk olarak yazdığı şiirlerle giren Sabahattin Ali, şair kimliğinden çok edebiyatımızda öykücü kimliğiyle ön plana çıkar. Ali’nin ilk öykü kitabı olan “Değirmen (1935)”, “Dağlar ve Rüzgar (1934)” adlı şiir kitabından sonra yayımlanmış ikinci kitabıdır. Kitap, 20 yaş öyküleri olan acemilik dönemi ve 1930 sonrasında kaleme aldığı ustalık dönemi öykülerinden oluşmaktadır.
Sabahattin Ali’nin eserlerine baktığımızda öykü yazımında kat ettiği aşama açıkça görülmektedir. 1930’lu yıllara kadar geldiği dönemde yazdığı hikayeler bireysel ve romantik bir karakter taşırken öykülerindeki gerçekçilik Sabahattin Ali’nin 1930’larda Anadolu’ya yönelişiyle başlar. Bu yönelişle öyküleri; romantizmden realizme, bireysel gerçekçilikten toplumsal gerçekçiliğe doğru bir ivme kazanır.
Toplumsal konulardaki ilk gerçekçi öykülerini 1930 yılında, Nazım Hikmet’in de kadrosunda bulunduğu Resimli Ay dergisinde yayımlanmaya başlayan Sabahattin Ali, böylelikle edebiyat cephesindeki tarafını da belli etmiş olur.
İlk Dönem (Romantik) Öyküleri
Henüz toplumsal ve gerçekçi bir eğilimde olmayan bu hikayelerde dil, nispeten sadedir; anlatım ise şairane ve süslüdür. Değirmen (1929), Kurtarılamayan Şaheser (1929), Viyolonsel (1928), Birdenbire Sönen Kandilin Hikâyesi (1929), Bir Cinayetin Sebebi (1927), Bir Siyah Fanila İçin (1927).
Ustalık Dönemi (Toplumsal Gerçekçi) Öyküleri
Bir Delikanlının Hikayesi (1930), Bir Gemici Hikayesi (1930), Bir Orman Hikayesi (1930), Kazlar (1933), Bir Firar (1933), Kanal (1934), Candarma Bekir (1934), Sarhoş (1933) ve Komik-i Şehir (1928) adlı öykülerde hayalden gerçeğe, kişiselden toplumsala, olağanüstünden olağana doğru bir kayış görülür. Kırlangıç (1933) ise ustalık dönemi romantik bir öyküdür.
Sabahattin Ali’nin Değirmen’de kaleme aldığı öykülerin birçoğu aslında birer toplum eleştirisidir. Yazar eleştirisini bürokrat, aydın, köylü, işçi gibi çeşitli toplumsal sınıflara mensup öykü karakterleri aracılığıyla yapar. Eşraf, ağalar ve jandarma arasında çaresiz kalan köylüler; işgücü sömürülen işçiler, düşkün kadınlar ve cehaletlerinin mahkûmu olan mahpuslar… Çoğunlukla ezen ve ezilen olarak adlandırabileceğimiz sınıfların çatışması şeklinde ortaya çıkar.