·960 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Nisan 2020 21:37 Herkesin evine mecburen kapandığı salgın günlerinde salgınla ilgili kitaplar okuma hevesi herkesi sardı. Nedeni ise açıktı: "bizden önceki insanlar böyle bir olayda neler yaşadılar?" sorusunun cevabını aramaktı. Sosyal hayatı tümden değiştiren salgınlardan en önemlisi 14. yüzyıl veba salgını (II.Veba Salgını) zamanlarında yazılmış olan bu eser de listenin başında duruyordu. Diğer salgın kitaplarına göre "Decameron"un özelliği de buradan geliyor, birebir yaşanmış şeyleri giriş bölümünde ifade etmiş.
İtalyanca Traduttore traditore= çevirmen hain(dir)" deyimi vardır. Çünkü bir dilden bir başka dile çevrilirken eser adeta baştan yaratılır. Dilimizdeki iki çeviriyi karşılaştırdım. İlki Prof. Dr. Sadi Irmak (Eski Sağlık Bakanlarımızdan) çevirisi, dili biraz eski ve Almanca'dan çevrilmış. Rekin Teksoy çevirisi açık ara çok daha başarılı ve akıcı bulduğumu söylemeliyim.
"Traduttore traditore" deyimine hiç muhatap olmayacak şekilde muhteşem şekilde çevirmiş, bu yüzden onun çevirisinden (Oğlak Yayınları) okumanızı tavsiye ederim.
Kitabın önsözündeki Rekin Teksoy'a kulak verelim:
"İtalyanca düzyazı Giovanni Boccaccio ile atılmıştır. “Decame- ron”u Latince değil halk ağzıyla (İtalyanca) yazmıştır. Günlük yaşamdan kesitler aktarıp din dışı hikayeler anlatmıştır.
I348’de II.Büyük bir veba salgınında (Kara Ölüm) tanık olduğu olaylardan etkilenen Boccaccio, “Decameron”da salgın günlerinin Floransa’sını ele alır. “Decameron” on gün boyunca anlatılan yüz öyküden oluşur. Günde on öykü anlatılır. Her günü bir kral ya da kraliçe yönetir. Yazar “Decameron”un önsözünde kitabın özelliklerini açıklar, sevenlerin, özellikle de seven kadınların acılarını hafifletmeyi amaçladığını belirtir. “Decameron” gelişmekte olan Floransa burjuvazisinin, işleri nedeniyle sık sık uzak ülkelere giden kocalarının dönüşünü beklemekle ömür tüketen kadınları için yazılmıştır.
Veba salgınından kaçmak için bir araya gelen yedi genç kadınla (Pampinea, Filomena, Lauretta, Emilia, Elissa, Fiammetta ve Neifıle) üç genç erkek (Panfilo, Filostrato ve Dioneo) “gönüllerince yaşayarak gülüp eğlenmek, aklın sınırları dışına taşmayan zevkler tadabilmek” amacıyla, önce Fiesole dolaylarında bir evde, sonra da bir şatoda konaklarlar. Her gün (cumartesi ile pazar dışında) öğleden sonra, her biri bir öykü anlatır. Öykünün konusunu günün yöneticisi (kral ya da kraliçe) belirler. Birinci ve dokuzuncu günde ise, herkes istediği öyküyü anlatır. Böylece yüz öykü anlatılmış olur.Mutluluklar, gönül yaraları, kadın erkek ilişkileri, yerinde verilen yanıtlar, çıkar peşinde koşan din adamları, öykülerin başlıca konularını oluşturur. Her günün bitiminde yemek yenir, şarkı söylenir, dans edilir.
Decameron dünyasının ekseni ne Tanrı'dır ne bilimdir; insanın olanca gücüyle mistisizme karşı çıkma içgüdüsüdür. "Decameron" ortaçağa karşı çıkmakla yetinmez, daha önce benzeri olmayan ince bir alaycılıkla yerden yere vurur bu dönemi."
Kimilerine göre ilk roman olarak kabul edilen bu sıradan olmayan eseri sıradan olmayan günlerde keyifle okumanız dileklerimle.