Bir sözle başlamak istiyorum evvelinde, kitabi incelemeye almadan henüz, kime aittir anonim mi bilmem ama bütün kitabin özeti gibidir. " Savaşın galibi yoktur aslında , kimi insanını kaybeder, kimi insanlığını!"
Kitap ikinci dünya savaşı yıllarında ailesi tarafından, savaştan zarar görmemesi umuduyla bir köye gönderilen yedi yaşında küçük bir çocuğun yaşam mücadelesini, bu mücadele içinde başka insanların mücadelesini, savaşını, işkencesini, zulmü, her bölümde başka bir acıyı başka bir kahroluşu, bütün çıplaklığı ve vahşetiyle, ve o çocuğun gözünden, bakışından, kalbinden ve dünyasından nasıl göründüğünü hikayelestirerek anlatıyor bizlere. Satır aralarında bir adamı gözleri yuvalarından çıkarken gören bir çocuğun yere eğilirken gözlerini kaybetme korkusunu, bir Yahudinin tren raylarına atlarken henuz parçalanmamis vücuduyla daha düşmeden yaşama nasıl da tutunmaya çalıştığını, insanlardaki öldürme katletme zevkinin nasıl da ayyuka çıktığını, bir çocuğun bütün bunları anlamayan o küçük kalbinin ve ruhunun onda bıraktığı yaşamına yansıttığı bomba etkisini ve nasıl da hayatın içinden kulaklarda kalan derin çınlama gibi geçtiğini, peşlerini hiç bırakmadığını görebiliyoruz. Aslında okurken izlediğim cüceler ülkesinde olanlara olanca gücümle isyan ettim bağırdım ağladım ama duyan olmadı. Zulmü engelleyemedim. İnsanların iyi ve kötü kavramını düşündüm. Milgram deneyini ( Elektrik şoku verdiklerini zannettikleri bir adama, bir grup insanın acımasızca çığlıkları artmasına paralel sürekli dozunu artırmaları deneyinde ortaya çıkan vahşeti seven insan modeli deneyi) düşündüm... Mesele sadece yahudi soykırımı da değildi kitap bunun çerçevesinde ilerlemiyor o biraz tuz baharat olmuş biraz eleştirmiş eğitimsizliği cehaleti.. Ve cehaletin insanların kalbinde filizlendirdiği vahşeti, kalbinde vicdanın esamesi okunmayan insanları.
Kosinski, kitabin yazarı 1933 yılında dünyaya geliyor. Kitabında yazdığı bir çok şey kendi yaşamından uyarlama gibi gördükleri ve duydukları tanık olduğu şeyler o yıllarda. Bir dönem tanrıya yakinlasip acılarını gidermesi için sürekli yalvarırken gözünün önünde ölenleri, savaşı, kaosu görünce tanrının bunca kötülüğe karşı onu görmesinin mümkün olmadığını söylediği zamanki samimiyeti hala yüreğimi burkuyor. Velhasıl bütün bu olanları bir kitap haline getirmeyi borç biliyor kendine. Zorlu süreçlerden geçiyor kitap, memleketi Polonya da yayınlanmıyor bir çok yerde hatta yasaklanıyor, tehdit alıyor üstüne. Güzel bir yaşam eşinden mütevellit zengin bir hayat yaşıyor sonrasında fakat bir gün ya hayatın getirdikleri ya çocukluğunda o günlerden kalma içinde büyüyen karanlık ölümün peşini birakmayisindan farklı bir terki diyar sebebi seçiyor kendine, bir gün evin banyosunda kafasına torba geçirilmiş olarak ölü bulunuyor. Kosinski'nin yaşadığı ilginç bir olay daha var yıllar önce 68 kuşağı gençliği içinden farklı niyet ve sapkınlıklar ile türeyen Charles Manson ve muritleri diyelim 1969 yılında bir akşam ünlü yönetmen Roman Polanski nin evinde eşi Sharon Tate ve arkadaşlarını feci halde katlettiklerinde kosinski de davetliler arasında bulunuyordu ve bagaj karışıklığı nedeniyle oraya gidememisti. Bu şekilde ölümden kıl payı kurtulmuştur. Bu cinayeti de yıllar sonra yaşanılan üzücü şeyleri animsatmak biraz da aslında böyle de olabilirdi diye kendini teselli etmek için Tarantino, Bir Zamanlar Hollywood 'da filmini çekmiştir.
Kitaptaki karakterler ve şahıslar hakkında derin detaylara girmek istemiyorum, kitabi üçüncü kez elime almamda bitirdim. Başka mesgaleler sebebi ile elime alamamış süreyi uzatmış olsam da. Kitabi keyifle okudum diyemiycem ama elimden birakamadim. En sevdiğim alıntılardan biri ile bitirmek istiyorum "Ve insanlar ne yağmurun, ne ateşin ne de rüzgarın işlenmiş bir suçun izlerini silemeyeceğine inanmışlar. Çünkü adalet, saf ve masum birinin kafasına inmeden önce durmasını da bilen güçlü bir elin tuttuğu koca bir balyoz gibi asılı dururdu dünyanın üstünde..." Okuduklarimizin kalbimizde hep, barış, umut, VİCDAN ve insanlık yesertmesi dileği ile...
Jerzy Kosinski