Üzerinde yürüdüğümüz hayat yolunun kimi zaman nasıl çatallaştığını yaşayıp görüyoruz hepimiz. Hiçbirimizin mükemmel hayatı yoktur. İnsanoğlu her şeyi yaşayıp duruyor. İşsiz kalıyor, ağır hasta oluyor, evinde ve çalıştığı işyerinde mutlu olmuyor. Bakmayın öyle sosyal medyada gülümseyen insanlara. Sahte birçoğu. Zamanla yeni açılan bir kapının eski kapıları kapatmasına, hayatın cilvelerine, değişen mevsimlere rağmen, çocuğumuzun doğduğu an gerçeküstü olmaktan öte bir durum. Bu duyguyu hiçbir kelime anlatamaz. Hayat ne kadar inişli çıkışlı ilerlesede çocuğumuz bir başkadır bizim için. Hayatımızın zirvesindedir her zaman. Onlar hakkında hayaller kurar, geleceklerini garanti almak için çalışıp dururuz. En büyük acı evlat acısıdır derler. Doğrudur. O acı tarifsizdir. Anneniz ölür, babanız ölür, kardeşiniz ölür, zamanla o acı hafifler. Ama evlat? Evlatlarımız her şeyden üstün. Onlar bizim geleceğimiz, mutluluğumuz. Ya o mutluluğunuz biri tarafından elinizden alınırsa?
Rachel'in kızı kaçırılır. Kızına sağ salim kavuşmak istiyorsa, onun da bir başka çocuğu kaçırması istenir. Polis yok, başka kimseye anlatmak yok. Artık Rachel bir Zincir'in parçasıdır ve şayet Zincir koparsa kızı ve kendisi ölecektir.
Kitap üstüne basa basa çocuklarımızı yanımızdan bir dakika bile ayırmamayı, bir çocuğu kaçırmanın ne denli kolay olduğunu ve günümüz teknolojisinin -aynı zamanda akıllı telefon olarak bilinen- nimetleri sayesinde bir ailenin tüm yaşantısını en ince ayrıntılarına kadar bir yabancının kolayca öğrenebileceğini belirtiyor. Sokağa çıkıp yürürken karşınıza bir yabancı çıksa ve seninle ilgili bazı sorular sorsa panik olmaz mısınız? Ama biz her şeyini internete koyuyoruz. Çocuklarımızı, bizim nerelerde vakit geçirdiğimizi, çocukların okuldan çıkış saatlerinden tutun da evdeki yemeğimize kadar.
İnanılmaz akıcı ve size zaman kavramını unutturacak kadar heyecanlı bir kitaptı Zincir. Bir anne veya bir babanın, evlatları için ne kadar ileri gidebilir sorusunun cevabını veren kitaplardan.