Aslında hiçbir şey aynı olmaz.
8/10
·303 syf.··
Beğendi
·
2020 1. kitabı
Çok ilginç bir roman. Hele de insanlığın ve bilimin biraz tökezlediği, hafif bir gri tonunun ve sokaklardaki isteksiz bir sessizliğin boy gösterdiği bu günlerde kitabı okurken biraz da siz ilginçleştiriyorsunuz olayı. Ansızın veba isimli görünümez bir katilin, adeta bir karabasan gibi üstüne çöktüğü oran isimli talihsiz bir kentin hikayesi bu. Olaylar Doktor Rieux'un ve zaman zaman da Tarrou isimli başka bir karakterin güncesinden anlatılıyor. Hikayede bütün oranlılar kurban durumunda. Herkes acı, sefalet ve ölümün kırıp geçirdiği, kapılarının üzerlerine kilitlendiği, yani bir nevi katiliyle aynı odaya hapsolduğu ve umut etmenin ne demek olduğunun unutulduğu bu kente, yorgun bir ruh haliyle kendi cellatına karşı farklı bir tutum takınmaktadır. Kimisi bu vebanın yolunu kaybetmiş insanlığa bir uyarı, bir ceza ve yaptıklarının bedeli olarak tanrı tarafından gönderildiğini ve yapılabilecek tek şeyin diz çökmek olduğunu söylerken, öte tarafta kimileri nerden ve nasıl geldiğinin belirsiz ama bunun o kadar önemli olmadığını, önemli ve yapılması gerekli olan tek şeyin umut ve mücadele etmek olduğunu söyleyerek, kendi canlarını hiçe sayarak ona karşı çetin bir mücadele içine girimektedir. Kimisi veba yüzünden dışarıyla bağlantısı kesilmiş bu solgun kentten yasal yollardan çıkamıyacağını anladıktan sonra bunu yasal olmayan yollardan denemeye çalışırken, kimisi de vebayı bir nimet olarak görmekte ve hiç bitmesin istemektedir. Sadece bir ölümle savaş değildir bu hikaye aynı zamanda da ahlaksal bir bunalımdır. Ansızın ve sebepsizce gelen ve aynı şekilde giden bu vebabın hikâyesinin bütün o soluk ve gri tonunu yazarın edebi gücüyle kitap boyunca üzerinizde hissediyorsunuz. Başlarda kurban durumunda olan herkesin, kimisi bu durumunu korumakta, kimisi ise bir tanık haline gelmektedir. İşte bu tanıklardan biri de olayı nesneliğini koruyarak ve kendisinin de bir kurban olduğunu unutmayarak anlatan ve kendi sevgilisinden ayrı düşmesine rağmen, kendisince yapılması doğru olan şeyi yapan Doktor Rieux'tur. Benim için kitabın içimi cız ettirdiği iki nokta var; birincisi " Nedir dürüstlük?" Sorusuna " Bunun ne olduğunu genelde bilmiyorum. Ama benim durumumda, mesleğimi yapmaktır" diyerek dik ve cesur bir duruş gösteren Doktor Rieux'un bende hissetirdikleridir. İkincisi ise bir ikilem ve çelişkinin içinde yaşayarak, aslında hepimizin hem kurban hem cellat olduğunun bilincinde olan ama buna rağmen umutsuz yaşanmayacağını, huzura umutsuz ulaşılmayacağının bilincinde olan, kendi huzurunaysa talihsiz sonuyla kavuşan Tarrou'nun durumudur. Hayat en sonunda bu hikâyede olduğu gibi normale dönmenin bir yolunu öyle veya böyle buluyor ama işin trajik komik tarafıysa hiçbir şeyin hiçbir zaman öyle veya böyle artık normal olmaması. Aslında bütün mesele tam da yaşlı adamın dediği gibi " Buradan duyuyorum onları: ' Ölülerimiz...' sonra da gidip karınlarını doyuracaklar."
Edebiyat
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202024,6bin okunma
·
7 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.