Albert Camus' ün Veba kitabı insanların salgın karşısındaki çürümüşlüğünü, acizliğini ve dinin bilim ile çelişkisini çok iyi bir sekilde ortaya koyduğu kitaplardan biridir. Cezayir'in Oran kentinde farelerin ölmesi ile başlayan salgının insan hayatına sirayeti noktasındaki saçmalığı gösterir Camus. Sadece bir salgindan söz etmez Camus', salgın karşındaki insanın yabancılaşmasına, hükümetin bu yöndeki önlemlerine, kurumlar arasındaki çarpıklığı da ele alır. Ben bu eseri Corona pandemisi ile okumaya başladım yaşadığımız zamanı önceden Camus gözler önüne serdiğini görebilirsiniz. Popülizm ile merak sarılan kitaplardan biri olsa da böyle kitapların okunduğu zamanların popülizmi güzeldir kanımca :) velhasıl kitabın ilk girişinde " Bir kenti tanımanın en bildik yollarından biri de insanların orada nasıl çalıştığına, orada birbirlerini sevdiğine ve nasıl öldüğüne bakmaktır " (sy: 13). geçer ek olarak 'orada ki yönetim şeklini' de bırakırsak o kenti daha iyi tanıyabiliriz. Ayrıca Veba da ki papazın kendini doktorun eline bırakması da dinin bilimle nasıl çelişki içerisinde olduğunu gösterir. Ben kitapta özellikle Tarrou yu kendime yakın bulmuştum. Tarrou' nun babasıyla arasındaki ilişkisi, babasının hatalarını kabullenişiyle birlikte ona karşı sevgisinin sönümlenişi ve bunu herkesin vebayi kendi içerisinde taşıdığı üzerine tasviri çarpıcıydı.