KRİTİK
7/10
·208 syf.··
2020 16. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2020 21:53
KİTAP KRİTİĞİ “Medeniyetlerin yenileşmesini doğuran başlıca önemli değişiklikler fikirlerde, anlayışlarda ve inançlardan oluşan değişikliklerdir.” sözleri ile giriş kısmında başlamakta olan kitap kitleler çağı, kalabalıkların ruhu, kitlelerin fikirleri, mantıkları, hayal dünyaları, kitlelerin değer yargılarının büründüğü dini şekiller gibi ana başlıklar altından kendi arasında 1.kitap, 2.kitap olarak ayrılarak yazılmıştır. GİRİŞ Toplumların ve bireylerin yaşanan harpler, yıkılan krallıklar oluşan devletler ile birlikte kitleler çağının bir temeli atılmıştır. Eski devirlerde yaşanan olayların psikolojik etkisiyle artık toplumun sesi daha fazla dinlenmiş, onları yöneten yöneticilerin hareket tarzlarını bunlar belirlemektedirler. Kitlelerin sesi artık daha fazla çıkmaktadır. Haklarını isteme davası içerisine girmişlerdir. Bütün milletlerde kitleler zaman içerisinde daha fazla güçlenmeye başlamışlardır lakin bir medeniyetin değişmez kuralları, bir disiplini olması gerekmektedir o halde kitlelerin yönetilebilmesi de bir o kadar önemlidir. Bir kitlenin oluşumundan fiili davranışına değişiklik gösterebileceği gibi kitleleri sadece kötü olarak bilmekte bir yanlıştır evet kitleler cani olabilirler ama kahraman kitlelerde bulunmaktadır. Birisi bir devleti tamamen yıkabilecek güçteyken bir öteki de tam tersi bir devleti kurtarabilecek ya da bir devlet kurabilecek güçtedir. Kitlelerin psikolojilerini anlamak onlara yön vermek anlamında çok önemlidir. Napolyon Fransız halk kitlelerinin ruhların pek derin surette nüfuz ediyordu fakat çeşitli ırkların psikolojisini tamamıyla anlamamıştı. En zeki danışmanları da bu konuda hiçbir şey bilmemekteydiler. Talleyrand, Napolyon’a yazdığı mektupta “kendisini İspanyolların bir kurtarıcı diye kabul edeceklerini” söylüyordu. Halbuki İspanya onları vahşi hayvanlar gibi karşıladı. Bir ırkın içgüdülerini, ırkın özünü ve sosyolojisini bilen bir psikolog anca bunu fark edebilirdi. BİRİNCİ KİTAP Kalabalıkların Ruhu Psikolojik kitle oluşmasında bireylerin aynı özelliklere aynı yaşam standartlarına bağlı olması gerekmemektedir. Yaşanan heyecan verici bir olay mesela milli bir olay ya da yaşanan bir adaletsizlik karşısında bir araya gelerek oluşturabilmektedirler. Kitlenin oluşumunun da bir karakteristik özelliklere sahip yapısı vardır bu geçici olsa bile kitle içerisinde yeni özellikler kazanarak gelişerek büyüyebilmesi mümkündür. Kitleleri sınıflandırabilmek mümkündür, ortak özellikler, vizyonlar, misyonlar göstererek kitleleri birbirinden ayırt etmeye yarayan özellikleri bulunmaktadır. Bir kitle her ne kadar içlerinde birbirinden farklı sosyal yaşamlar, bireyler bulundursa da onlar bir araya geldiklerinde onları harekete geçirecek duygular aynı frekanstadırlar. Kişinin birey halinde duyduğu ya da uyguladığı eylemler farklı olsa da bir kitle oluştuğu zaman ortak paydada bulunmakta, ortak kararlar ile hareket etmektelerdir. Psikolojik kitle bir canlı organizmasına benzemektedir birbirinden farklı hücrelerin bir araya gelerek oluşturduğu bir yapıdadır. Bir ırkın bütün fertleri birbirine benzerler. Bunun nedeni, ırkın ruhunu oluşturan bilinç altı unsurlardır. Bir ırkın fertlerini birbirinden ayırt ettiren şey, terbiyenin ve az rastlanır genetik özelliklerin eseri olan, bilinçli etkenlerdir. Zekâları bakımından birbirine hiç benzemeyen insanlar, bazı defa aynı iç güdülere, aynı isteklere, aynı hislere sahip olurlar. Din, politika, ahlak, sevgi, nefret vs. gibi hisler sahasına giren şeylerde, eğitimli ve yetişmiş insanlar, sıradan fertlerin seviyesine nadir hallerde inerler. Kitle bireyleri kendi çıkarları yerine topluluğun menfaatlerine kendilerini kolayca feda ederler. Bireyler bir gruba dahil olduğu durumlarda kendisinden vazgeçme durumu olmaktadır. Kişi zaman zaman topluluğunda kendisini yalnızca bir robot haline getirebilmektedir. Söylenen sözleri sorgulamadan uygulamak, kendi benliğine zıt davranışlar sergileyebilmektedir. Uyutulduğu ellerin bir kuklası haline gelmektedir, kendisini bir kitleye bağlı hisseden bir birey bu davranışları yapabilmektedir. Tarihte yaşanan haçlı seferleri gibi savaşlarda bireylerin yiyecek ekmek, savaşacak silah bulamasalar bile şuursuzca ana hedeflerinin bir ilahın mezarını tekrar ele geçirmek gibi ortak paydalarda kişiler kendi benliklerini bir kenara koyarak, tarihte kahramanca savaşlar vermektelerdir. Bunun örnekleri kendi bağımsızlığını ilan etmiş günümüz toplumlarında da mevcuttur. Tarih kitapları yanlı olmaktadırlar çünkü tarih kitaplarında anlatılan kısımlar bir kitlenin gördüğü ya da savunduğu taraf ile yazılmaktadır, kitlelerin bu yüzden şahitliğine güvenilmemektedir. Kitleler maalesef ki bilinçli fiiller gerçekleştirmezler bir fanatik gibi seyir takınırlar. Tarih boyunca akan kanlar kitlelerin kanı olmuştur, bir insanın benliğinden vazgeçmesi ancak bu seyri doğrular. Kitleler kolaylıkla bir cellada ya da haklı bir dava ile ölen şehit olabilirler. Kitlede ki bireylerinin sayısının çokluğu onları karşı konulamaz bir güce sahip hissettirir, imkânsızlık duygusu kitleden silinmiş olur. Kitlelerin genel bir özelliği telkine kolayca meyilli olmalarıdır. Telkin olanlar hemen her şeyi yapabilirler bir saray ateşe verebilir, bir miting düzenleyebilir her şey onları doğru bir şekilde kışkırtmaya bağlıdır. Onlar için gerçek olmayan olaylara bile inanmak mümkündür örneğin; Paris kuşatasında bulunmuş olanlar, hiç de inanılmayacak şeyler hakkında kalabalıkların saf bir şekilde, hemen her şeye çabucak inandıklarının çeşitli örneklerini görmüşlerdi. Bir evin üst katında yakılan bir mum, kuşatmacılara verilmiş bir işaret sayılmıştı. Oysa iki saniye düşünebilen, kilometrelerce bir mesafeden bir mum ışığının, kuşatmacılar tarafından görülebilmesi imkansızdır. Ayriyeten bu inanılan olayın da zaman içerisinde değişime uğrayacağı daha abartılacağı gibi gerçekler göz ardı edilemez. Kitle kahramanlarının duygularının kitle bireylerinin de aynı abartıya ve aşırılığı göstermesi gerekmektedir çünkü kitle içinde bulunduğu fanatizmin altında bir reaksiyon alması halinde dağılmaya da meyillidir. Kitle kahramanının kitle bireylerine karşı tavrı bir tiyatro oyuncusu gibi şişirilmeli ve büyütülmelidir lakin kitlelerin hangi olaya hangi tepkiyi vereceği tam olarak kestirilemez. Kitlelerdeki abartıcılığın mantıki yönü bulunmamaktadır, abartıcılık tamamen kitlenin içinde ki duyguları harekete geçirmektir. Bireyler tartışmaya açıktır, fikir alışverişi yapılabilir yalnız kitle böyle değildir kitleler sabit fikirliler kendi fikirlerine ters gelen bir fikre şiddetle karşılık verirler. Kitleler karşılarında bulunan zayıf bir hükumete karşı kolaylık ile ayaklanabilecekleri gibi güçlü bir hükumete de ayaklanmaları daha zordur. Eğer bir hükumetin gücü değişikliklerde bulursa kitle kölelikten anarşiye, anarşiden köleliğe geçer. Kitle kendi haline bırakıldığı zaman, yorgun düşerek içgüdüsel olarak dağılım gerçekleşerek köleliğe geçiş yapmaktalardır. Kitleler için kavranması mümkün düşünceler iki bölüme ayrılır. Birinci sınıf, bir kişi veya bir inanç hakkında gösterilen fazla ilgi gibi o anı meydana getiren tesadüfi ve geçici fikirlerdir. İkinci sınıf ise çevrenin, kalıtımcılığın ve kanıların büyük ve derin kesinlik verdiği asıl düşünceler oluşturmaktadır. Eski dini düşünceler, bugünkü demokratik ve toplum düşünceleri örnek olarak verilebilir. Kitlelerin yargılama yoluyla kesin olarak etki altına alınamayacakları söylenemez ancak onların kullandıkları ve onlar üzerinde etki eden kanıtlar, mantık bakımından o derece aşağı görünür ki, yalnız benzerlik bakımından yargılama sıfatı verilebilir. Bu düşünceler, şeffaf bir cisim olan buzun ağzında eridiğini pratik deneyimiyle bildiğinden, buz gibi şeffaf olan camında ağzında erimesi lazım geldiğini kanıtlayan Eskimo'nun düşünceleri gibi bir çağrışım yasasına bağlıdırlar. Kitleler mantıklı değerlendirme yapamazlar, yanlı olarak kendilerine yakın olan fikirlere daha çok bağlı oldukları için doğru karar vermeleri mümkün olmayabilir. Kitleleri harekete geçirmek için yazılan nutukların metinleri hafif kalsa da amacı filozofların okuması için değildir insanları harekete geçirmek içindir. Sayfalarca yazılan nutuk hitap ettiği kesimi harekete geçirecek birkaç cümleden daha değerli değildir. Bütün ilkel kimselerde olduğu gibi yargılamanın ve aklın kontrolünden uzak bulunduğu için etki altında bırakılmaya uygundur. Halkın hayal gücüne en çok etki eden manzara tiyatrodur. Bütün dönemlerin ve memleketlerin devlet adamları, bunların en baskıcıları da içlerinde olmak üzere hepsi kitlelerin hayal gücünü kudretlerinin destekleri diye tanımışlardır. Bunlar hiçbir zaman kitle hayal gücüne aykırı olarak hükümet yönetmeyi denememişlerdir. Napolyon şöyle diyor “Vendee harbini kendimi Katolik yaparak kazandım, kendimi Müslüman olarak gösterdikten sonra Mısıra yerleştim, kendimi Papanın nüfuzunu yaymaya taraf olduğumu gösteren belge göstererektir ki İtalya'da papazları elde ettim. Eğer Yahudi bir halka hükmetseydim Süleymanın mabedini yeniden inşa ederdim” Kitlelerde yargılama gücünün bulunmadığı düşünceleri bütünüyle ya kabul veya red ettiklerini, münakaşaya ve itiraza dayanma güçlerinin olmadığını, onların üzerine etki eden telkinlerin bütün kavrama alanlarını kapladığını ve derhal fiil haline geçmeye eğilimli olduklarını ve kendilerine uygun şekilde telkin olunan bir ideal uğruna canlarını fedaya hazır olduklarını biliyoruz. Kitlelerin kanaatleri, körü körüne itaat, korkunç hoş görmezlik, dini duygulara bağlı şiddetli propaganda ihtiyacını taşır. Bu bakımdan denebilir ki onların bütün inançları bir dini şekle sahiptir. Onların alkışladıkları bir kahraman onlar için gerçekten bir ilah gibidir İKİNCİ KİTAP Kitlelerin Fikirleri ve İnançları Kitlelerin düşünce ve inançlarının uzak etkenleri: Düşünce ve inançları belirleyen etkenler iki sınıftır: 1. Uzak Etkenler, 2. Yakın Etkenler. Uzak etkenler arasında kitlelerin bütün düşünce ve inançlarında bulduğumuz ırk, gelenekler, zaman, kurumlar, eğitim gibi genel olanları vardır Dış görünüşler yanıltıcı olmasına rağmen ne din, dil, sanatkâr medeniyetin hiçbir kültür öğesi, olduğu gibi bir kavimden öteki kavme geçemez. Gelenekler geçmişin fikirlerini, gereksinimlerini ve duygularını temsil ederler. Bir toplum geçmiş yılların oluşturduğu bir organizmadır. O da ancak ağır ağır olan kalıtsal birikimler sonucu değişebilir. Kökleşmiş bir gelenek olmadan medeniyet olmaz. Bu gelenekler yavaş yavaş değiştirilmemesi halinde de ilerleme gerçekleşmez. Hiçbir rejim, bir günde kurulamaz siyasi ve toplumsal kurumlar, oluşumları asırlar isteyen eserlerdir. Derebeylik kendisine özgü kuralları bulmadan önce şekilsiz ve başıboş bir halde asırlarca yaşadı. Mutlak hükümdarlıklar dahi düzenli hükümet araçları bulunmadan önce asırlarca yaşadı ve bu bekleyiş devirlerinde büyük kargaşalar çıktı. Kurumlar ve yöneticiler bir kitlenin karakterine uygun biçimde idareci olurlar. Kitlelerin kaderini hükümetler değil, kendi karakterleri belirler. Öğretim ve eğitim kesin sonucu insanları iyileştirmek ve hatta eşit kılmaktır. Birçok filozoflar ve bu arada Herbert Spencer, öğretimin insanı ne daha ahlaklı ne de daha mutlu yaptığını ve insanın güdülerini kalıtsal ihtiraslarını değiştirmediğini, kötü bir yön verilmesi durumunda eğitimin faydalı olmaktan çok tehlikeli olduğunu göstermiştir. Tanınmış bir hakim olan M.Adolphe Guillot şuna dikkat çekmiştir; bin tane okuma yazma bilmeyen katile karşılık bugün üç bin okumuş katil bulunmaktadır. Latin sıfatıyla nitelendirilen eğitimin birinci tehlikesi ciddi bir pedagojik hata üzerine kurulmuş olmasıdır. Bu hata, kitapları ezberlemenin zekayı geliştirdiği sanılmaktadır. Bu düşünce ile mümkün olduğu kadar çok ezberletmeye gayret edilmektedir. İlkokuldan doktoraya ve hatta öğretmenliğe kabul sınavına kadar, genç adam kendi akli yeteneğine çalıştırmadan ve bireysel yeteneklerine baş vurmadan kitapların yazdıklarını yutmaktan başka bir şey yapmaz. Onun için öğretim, öğrenim, ezberden okumak ve itaat etmekten ibarettir. Kelimeler çeşitli bilinçaltı isteklerini ve bunların hareket altına çıkma ümitlerini sinelerinde toplarlar. Kelimeler hayallerin görünmesine vasıta olan ve bunları çağırmak için üzerine basılan elektrik düğmelerinden başka bir şey değillerdir. Kavimler için kuruntular, hayaller gerekli olduğundan, böceklerin ışığa doğru gittikleri gibi, onlarda kendilerine bu kuruntuları sunan hatiplere doğru iç güdüsel bir hareketle koşarlar. Kitleler hiçbir zaman gerçeğe susamamıştır. Onları hayallere çekmesini bilenler onlara hâkim olurlar ve hülyalarını ortadan kaldıranlarda onların kurbanı olurlar. Deneyim bir gerçeğin kitlelerin ruhuna sağlam olarak yerleştirmek ve fazla tehlikeli olmuş kuruntuları yıkmak için hemen hemen biricik usul tecrübedir. Deneyimin geniş ölçüde etki edebilmesi için sık sık tekrarlanması gerekir. Kitleleri inandırmak için önce besledikleri duyguları anlamak, bu hislere iştirak eder görünmek, sonra da bu duyguları sıradan çağrışımlar uyandırarak ve sakinleştirici bazı hayaller kullanılarak bu duyguları değiştirmeye girişmek, gerektiğinde geri dönmeyi bilmek ve özel olarak, uyandırılan duyguları her zaman anlamak gerekmektedir. Söylenildiği anda meydana gelen etkilenmeye göre sözü değiştirmek gerektiği her konuşmaya daha başından etkisiz olmaya mahkumdur. Konuşmacı dinleyenlerin düşüncelerini değil de kendi fikirlerini takip ederse sadece bu nedenler bile nüfuzunu kaybedebilir. Kitle çobanından vazgeçmeyen bir sürüdür. Önderler çoğu defa düşünce adamı değil aksiyon adamıdırlar. Onlar yarı aydındırlar. Halk, güçlü iradeye sahip olan adamı daima dinler. Önderlerin ikinci sınıfı yani devamlı bir iradeye sahip olanlar, daha az parlak görünüşlere rağmen çok daha önemli çok daha etkili hareket eden örneklerdir. Kitlelerin ruhuna bazı düşünce ve inançları örneğin toplumsal teorileri yavaş yavaş sindirmek söz konusu olduğu zaman önderler tarafından değişik usuller kullanılır. Onlar başlıca şu üç usule başvururlar: İddia-tekrar-sirayet. Kitlelerin düşünce ve inançları birbirinden farklı iki sınıf oluşturur. Bir tarafta üzerine bütün bir uygarlığın kurulduğu ve yüzyıllarca yaşayan devamlı inanışları: Bir zamanlar derebeylik kavramları, dini düşünceler zamanımızdaki milliyetler prensibi demokratik ve toplumsal fikirler bu gibi sabit büyük inançlardır. Öte yandan her dönemin doğuşunun ölümünü gördüğü genel kavramlardan, anlayışlardan çıkma geçici ve değişken düşünceler bulunur. Gücünü göstermiş olduğumuz sabit düşünceler üzerinde daima doğan ölen düşünceler tabakası bulunacaktır. Bunlardan bazılarının ömürleri pek kısadır ve en önemlilerinin ömrü bir kuşağın ömrünü hemen hemen geçmez. Kitlelerin Sınıflandırılması: Her Kavimde gözlenmesi mümkün olan değişik kitle tabakaları şöyle sınıflandırılabilir. Farklılıklardan Oluşmuş Kitleler; İsimsiz (mesela sokak kalabalıkları), İsimli (jüriler, parlamentolar). Benzer Özelliklere Sahip Kitleler; Mezhepler (dini, siyasi), Kastlar (askeri kastlar, kilise kastları), Sınıflar (burjuvalar, köylüler) Kolektif olduğu ölçüde güçlü bulunan bir telkine uymakla yaptığı kötü hareketin beğenildiği, vatandaşlarının genel tasvibiyle karşılaştığı şekilde fiili icrada en doğru hareket ettiği kanaati. Bu gibi haller ve şartlar ortasında işlenen bir fiile kanun bakımından cinayet denir. Fakat psikolojik bakımdan böyle bir vasıf verilemez. Cani denen kitlelerin genel karakterleri, bütün kitlelerde gördüğümüz karakterlerin tamamıyla aynıdır. Telkine elverişlilik, çabuk inanılırlık, hareketlilik, iyi veya kötü duygularda mübalağa ve aşırılık, bazı ahlaki hallerin belirmesi. Bilim veya sanat adamlarından kurulu bir meclisin genel mevzular hakkındaki kararları duvarcılar meclisinin vereceği kararlardan pek farklı olmaz. Jüriler diğer kitleler gibi nüfusun etkisi altında kalırlar. Teşekkülleri bakımından demokratik olan bu heyet, temayüllerinde aristokrattır. Ünvan, aile, servet, şöhret, meşhur bir avukatın hazır bulunuşu gibi birbirlerinden şu ve bu suretle parlak görünen şeyler suçluların ellerinde ehemmiyetli kurtuluş vasıtalarıdır. Adayın sahip olması gereken özelliklerin başlıcası nüfus ve itibardır. Kişisel nüfus ancak servetle sağlanabilir. Zekâ ve hatta deha bile başarı faktörü değildir. İşçi ve köylülerden oluşan seçmenler kendilerini temsil etmek üzere kendi aralarından birini pek seyrek durumlarda seçerler, zira bu kimselerin onlar üzerinde nüfusu yoktur. Fakat adaya yalnız nüfusta yetmez, seçmenler düşüncelerinin ve gururlarının beğenildiği okşanıldığını görmek isterler. Aday olan kimse seçmenlerini fazla övmeli ve en olmayacak şeyleri adamaktan çekinmemelidir. Her mecliste üyenin bir kısmı sabit düşünceli diğerleri kararsızdır. Esasında genel konular daha çok olduğundan kararsızlık egemendir. Bu kararsızlık seçmenlere yaranamamak korkusu ile birlikte önderler tarafından gelen telkinler ortasında bir denge kurmak endişesinden doğar. Yine de daha layıkıyla kararlaştırılmış düşünceler bulunmayan bir topluluktaki münakaşalara egemen bulunanlar kuşkusuzdur ki önderlerdir. Grup başkanı namı altında her ülkede mevcut bulunan önderleri bir gereksinimi karşıladığı açık görünen bir durumdur. Onlar meclislerin gerçek hakimleridir. Siyasi meclisler dâhilerin şöhretlerini en az tanıttıran yerlerdir. Orada zaman ve mekâna uygun zekalar itibar görür ve vatana değil partilere hizmet değer kazanır. Önder bazen zeki ve bilgili olabilir, fakat bu durum onun için genellikle faydalı olmaktan çok zararlıdır. Olayları göstererek açıklayan ve anlatan zekâ, insanı şefkatli yapar, yeni bir düşünceyi yayan önderler için gerekli şiddet ve hiddeti zekâ köreltir. Her dönemin özellikle devrimin en büyük önderleri pek dar kafalı olmalarına karşılık büyük etkiler meydana getirmişlerdir. Fazla heyecanlı bir duruma gelen parlamento meclisleri gayri mütecanis halk kitlelerinin seviyesine düşer ve hisleri de çok abartılı bir hususiyet gösterir. Bunlarda kahramanca olduğu kadar zalimce hareketlerde görülür. Dertler kendilerini kaybederler ve şahsi menfaatlerine taban tabana zıt kararlar lehine oy kullanırlar. Meclis çalışmalarında görülen bütün zorluklara rağmen, kavimlerin kendi kendilerini yönetmek ve özellikle kişisel baskıların boyunduruğundan mümkün olduğu kadar kurtulmak için bulmuş oldukları şekillerin bugün dahi en iyisidir. Kitapta Beğendiğim Bölümler Kitlelerin fikirleri ve inançları başlığının ilk bölümünün 5. konusu öğretim ve eğitim bölümün çok beğendim 1895 yılında yazılmasına rağmen Türkiye'nin şu anda içinde bulunduğu yanlış eğitim sistemini o zamanda da örnekleri olduğunu göstermektedir. Kitap şu örneği bize sunmuştur; “Latin sıfatıyla nitelendirilen eğitimin birinci tehlikesi ciddi bir pedagojik hata üzerine kurulmuş olmasıdır. Bu hata, kitapları ezberlemenin zekayı geliştirdiği sanılmaktadır. Bu düşünce ile mümkün olduğu kadar çok ezberletmeye gayret edilmektedir. İlkokuldan doktoraya ve hatta öğretmenliğe kabul sınavına kadar, genç adam kendi akli yeteneğine çalıştırmadan ve bireysel yeteneklerine baş vurmadan kitapların yazdıklarını yutmaktan başka bir şey yapmaz. Onun için öğretim, öğrenim, ezberden okumak ve itaat etmekten ibarettir.” Ülkemizin okuduğunu anlamama gibi sorunlarına ışık tutan bu bölüm 125 yıl öncesinde yazılmasına rağmen ülkemiz hala daha bu eğitim sistemini benimsemektedir. Kitap İle İlgili Kişisel Eleştirim Kitap yazım hataları, çeviri eksikliği gibi sebeplerden dolayı maalesef ki okurken zorluk çektiğim bir kitap olmuştur. Bundan yazar değil yayın evi sorumludur. Bu kitabı okuduğumda tabiri caizse aydınlanma yaşadım, başımızda olan insanlar, dünyayı yöneten insanlar gibi birçok şeyi sorgulamamı ve zaten farkında olduğun sistemi ve sistemin koyunlarını daha iyi anlayabilmiş oldum. Kitlelerin ırklarına göre olaylara gösterdikleri farklı tepkilerde bunun cabası örneğin Türkiye'de uygulanan zamlar ve vergilerin artmasına sesi çıkmayan insanlar plastik poşetin 25 kuruş fiyata çıkması ile isyanda bulunmuş ardından bu isyan kısa sürerek tekrardan kölelik denen sıfata geri dönmesini sağlamıştır. Fransa'da ise benzine getirilen zam ile halkta bir kitle oluşarak eylemler yapmış kitapta anlattığı örneklere benzer davranışlar sergilemiş hatta raydan bile çıkmıştır. Kitlelerin psikolojilerini anlamak ya da anlamaya çaba sarf etmek günümüz insanı için oldukça önemli bir olgudur, yaşadığımız zamana bize karşı konuşan hükumeti algılamamızı sağlayacı kanaatindeyim.
1000Kitap
Kitleler PsikolojisiGustave Le Bon · Say Yayınları · 20185,2bin okunma
·
221 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.