Tezer Özlü ile bu kitap sayesinde tanışmış olduk. Kafam dağılsın diye normal okumalarımın arasına sıkıştırdığım bir kitap olacaktı, nasılsa 65 sayfa bir şeydi. Fakat bende düşündüğümden daha fazla tesiri oldu. Otobiyografik bir roman olan bu kitapta, yazar hayatını tüm içtenliğiyle bir tuvale çizer gibi anlatmış. Aile ve okul hayatındaki çarpık ilişkileri, kendi içinde yaşadığı kültür çatışmasını, kadın erkek ilişkilerini anlamlandırmaya çalışmasını, akıl hastanesinde kaldığı yılları... Hepsini öyle bir saydamlıkla anlatmış ki. Size tek bir uyarım var, o da hastane kısımlarını okurken psikolojinizin iyi durumda olduğundan emin olun, çünkü insanın omuzlarına ağır bir yük bırakıyor.
İnternet'te kitap hakkında yorumları okurken şöyle güzel bir şeye rastladım onu da paylaşayım:
"bu kadar güzel yemişler varken insan nasıl ölmeyi düşünür. " cümlesini kurduğumuz andaki yaşam sevincimizden, "ölüyorum, devrimci mücadeleyi bensiz sürdürün." denilecek günlere nasıl gelinir sorusuna çok iyi yanıt içeren cümlelerle bezenmiş.