Öncelikle okuduğum kitaplar için çok fazla inceleme yazısı yazmamayı tercih ediyorum çünkü hepsi için birbirinden değerli incelemeler hali hazırda burada yapılmış durumda. Ancak bu tutumuma kısa bir es vermeyi, hem Cengiz Aytmatov’un bu şaheserine hem de bana bu kitabı öneren ve bende yeri apayrı olan bir kişiye borç bildiğim için kitap hakkındaki naçizane düşüncelerimi belirtmek istiyorum.
Cengiz Aytmatov’un bu okuduğum bilmem kaçıncı kitabıdır. Henüz orta okula gidiyorken öğretmenimin tavsiyesiyle okuduğum Elveda Gülsarı kitabı ile kendisiyle tanışma fırsatı buldum ve aradan yıllar geçmesine karşın kitabın benim üzerimde hala derin izleri olduğunu söyleyebilirim. Bu da hiç kuşkusuz yazarın büyüleyici betimleme yeteneğinin yanı sıra olay örgüsündeki akıcılığı ve karakter gelişimindeki sade ve ölçülü tavrından ileri gelmektedir.
Bu kitaba gelecek olursak eğer, ilk olarak ben size yaptığım bir yanlıştan bahsedeyim aslında bu benim tercihimdi daha sonrasında yanlış bir tercih olduğunu anladığımı söyleyebilirim. O da şu ki; aslında kitabın içinde yer alan bir bölümün dönemin siyasi baskılarıyla yasak olarak addedilmesinden sonra kitabın içinden çıkartılıp ayrı olarak basılan Cengiz Han'a Küsen Bulut isimli kitabı bu kitaptan önce okumuş olmamdır. Karakterleri ve olayları bilmiyor oluşumdan dolayı her ne kadar yine beni çok derinden etkileyen bir kitap olarak hafızamda kalacak olsa da, belki bu kitaptan sonra onu okumuş olsaydım çok daha iyi kavramış olabilirdim. Bu da benden sizlere bir ikaz olarak burada kalsın.
Kitabın diğer Cengiz Aytmatov kitaplarına göre farklılık gösteren bir tarafı, bu sefer savaşın temel değil gizli tema olmasıdır. Her kitabında okumaya alışık olduğumuz bu konu yazarın kendine has üslubuyla insan hayatında meydana getirdiği onarılmaz yaraları bizlere çok iyi göstermektedir. Bu kitapta da her karakterin ayrı ayrı savaş anıları yine karakterin kendi gözünden okuyucuya aktarılmış olup, bu savaşların ileriye dönük olarak kişinin kendi yaşamına ne ölçüde tahribatlar vereceği aktarılmıştır. Yazarın en büyük özelliği, bu karakterlerde kendinizden bir parça buluyor olduğunuzdan mı yoksa yaşanmış gerçek hikayelerin güzel bir dille sunumundan mı kaynaklı bilmiyorum, okuyucuyu kitabın içine çekmesi ve kitabın içinde her ne çeşit his emaresi varsa bunların hepsini okuyucuya geçirebilmesi ve aynı hisleri hissettirebilmesidir. Korku, özlem, kızgınlık, şaşkınlık, hayal kırıklığı, umut, mutluluk ve çok daha fazlası..
Kitapta bir ana karakter var evet ama bütün yan karakterler de ana karakter rolünde ve her birinin kendi hikayesini bulabilirsiniz. Bütün bu hikayeler kitapta yalnızca bir günün içinde geçtiği ve ana karakterin anılarına dönmesiyle okuyucuya aktarıldığı çok özel bölümler. Çok fazla detaya inmeden yüzeysel bir kaç cümle söylemek istiyorum beni en çok etkileyen bir bölümün gelişme süreciyle alakalı. Aslında bu bölümün ana karakterimizin de anılar yolculuğundaki en kilit bölüm olduğu yaşamının bundan öncesi ve bundan sonrası olarak da ikiye ayrıldığını da çok sonradan öğrenmiş bulundum. Ana karakterimiz bir istasyon görevlisi. Tren istasyonu. Zorlu şartlar gereği göçebe hayatı sürdüğü bir dönemde daha sonra onun için çok değerli bir arkadaşı olacak bir kişiyle karşılaşır ve o kişi kendi çalıştığı ve yaşamını idame ettirdiği ‘Sarı-Özek’ adında bir bozkıra göz alabildiğine uzanan bir düzlüğe onu çalışmaya davet eder ve bu sayede de başını sokacak bir yuvası da olacaktır. İnsanların, zorlu hayat şartlarından, hava koşullarından ve en temel ihtiyaçlarını bile giderebilmek için kilometrelerce uzaklara ya binbir zorlukla binebildikleri trenlerle ya deve üstünde gitmek zorunda kaldıklarından, gelip yaşayıp görüp en sonunda da gittikleri bir yer olarak nam salan bir bozkır Sarı-Özek. Ana karakterimiz için de böyle olacağı düşünülür ancak başını sokabileceği ve çocuklarını büyütebileceği bir yuvası olması onun için yeterli bir mutluluk olur. Beni etkileyen bölüm de bu bozkıra kendisinden sonra yerleşmek zorunda kalan kendisi ve karısı eski öğretmen ve eski savaş tutsağı bir kişinin yerleşmesiyle başlar. Aslında savaş tutsağı olması dönemin siyasi rejiminde bir suç olarak kabul edilir ve oradan oraya sürülür, bu bozkıra düşmesi de bunun sonucunda gerçekleşir. Daha sonra bu karakterin çocuklarının ileride faydalanması maksadıyla bildiği hikayeleri ve eski savaş anılarını kaleme almasının başına açacağı dertler bütünü az önce belirttiğim ana karakterimizin hayatında öncesi ve sonrası olarak ayrılacak bölümün ta kendisidir.
Bir başka konu da şu, yaşamın bütün gerçekliğinin gözler önüne serildiği bir kitapta adeta bir bilim kurgu hissi uyandıran, uzay ve gezenlerle alakalı bir yan bölüm de bulunmaktadır. Okurken kitap içinde sanki bir kitap daha var hissi uyandıran bu bölüm okuyucuyu ana konudan alıp bir anda fantastik bir dünyanın içine de kolaylıkla çekebiliyor. Çoğu zaman ana konuyla bağlantısını sorguladığınız bu bölümün kitabın sonunda aslında ne kadar ustalıkla kurgulanmış bir mimari olduğunu fark edeceksiniz.
Söyleyeceklerimi burada noktalamak istiyorum. Duygusal biriyseniz ve kitaba kendinizi verip öyle okuyan biriyseniz çok ağlayacağınızı şimdiden belirteyim.
Her kitap okunur ama her kitap hissedilmez.
Esenlikle kalın.