Dostoyevski ile tanışıklığım lise yıllarıma dayanır. O dönemde Suç ve Ceza’yı okumaya kalkmış ve okuduğum şeyden hiç keyif almamıştım. Karamazov Kardeşleri ise lisans dönemimde elime aldım ve oldukça hacimli olmasına rağmen bir çırpıda bitiriverdim. Bütün isimler hafızama nakşolmuştu lakin romanın felsefi derinliğini, sosyolojik ve psikolojik boyutunu yeterince idrak edememiştim. Belirli bir hayat tecrübesinin ardından gördüm ki, Dostoyevski’yi anlayabilmek için bir miktar bilgi birikimi ve yaşanmışlık gerekiyormuş. En azından ben bunların ardından onu daha iyi anladığımı fark ettim ve tekrar kitabı elime aldım.
Bu süreçte Karamazov Kardeşler’i okumamış da yaşamış gibi hissediyorum. Zihnimi sürekli roman karakterlerinin diyalogları, rûhi sancıları ve hayata dair sorgulamaları meşgul ediyor. Kah Alyoşa ile birlikte acılı yüreklere su serpiyor, kah İvan ile birlikte buhranlara giriyorum. Dimitri gibi bir yandan taşkınlık yapıp bir yandan da düzelmek için kendime her gün söz veriyorum.
Romanı özetlemek niyetinde değilim. Zira ne desek eksik kalır ki hala aşılabilmiş bir roman değildir. Kısaca şunu söyleyebilirim ki şahsi kanaatimce Karamazov Kardeşler’i aşılamaz yapan üç bölüm var. Bunlar: İvan’ın Engizisyoncu ve İsa söylevi (doğrusu bu konuda Bir Katolik’in düşüncelerini almak isterdim), Staretz Zosima’nın son konuşması ve Avukat Fetükoviç’in mahkemedeki konuşması. Bu bölümler, üzerinde çokça konuşulmayı hak ediyor.
Velhasılı, okuyun ve görüşlerinizi paylaşın arkadaşlar :)