Kısa fakat oldukça derinliği içerisinde barındıran bir kitap. İki saat kadar bir zaman dilimi içerisinde okunur ancak etkisi, sizde oluşturduğu haz günlerce sürebilir. Bilmiyorum ben bir kitabı okurken hep çevremle ilişkilendiririm, hep bir benzerlik arayıp kurmaya çalışırım. Yine bu kitapta çevremle ilişki kurduğum karakter ve olaylar var. Kitabın iki temel karakteri var birsi deli ivan dimitriç diğeri ise doktor andrey yefımiç. Olay örgüsü bu iki karakter üzerinden kurgulanmış. İvan dimitriç asil bir aileden gelmesine karşın birçok zorluğu yaşamış, annesinin, babasının, kardeşinin ölümlerini görmüş, aç kalmış sonucunda ise delirmiş. Bizzatihi hayatın kendisi. Diğer karakterimiz ise ilahiyatçı olmak isterken babasının dayatması sonucu doktor olmuş, kibrinden dolayı kendini diğer insanların üstünde gören, sosyal mesafeyi hep koruyan, kendini entellektüel addeden biri. Hastanesinde dönen her türlü durumun farkında fakat kendisini etkilememesi dolayısıyla bunları düzeltme çabası içerisine girmiyor. Hastalarıyla ilgilenme zahmeti dahi göstermiyor. Nasıl olsa herkes ölecek diye düşünüyor. Hayata ve insanlara karşı bir mesafesi var. İvan dimitriç ile yaptığı sohbetler onun farklı olduğunu anlıyor ve gökte ararken yerde bulduğu entellektüel sohbete ulaşıyor. Fakat altıncı koğuşa yaptığı sık ziyaret ve sohbetler diğer insanların dikkatinden kaçmıyor ve onu akıl sağlığı ile ilgili mimliyorlar. Bu sohbetler esnasında ivan dimitriç doktora o kadar net eleştiriler yöneltiyorki doktorumuz dumura uğruyor. Sen acıdan ne anlrsın,hiç açlık çektinmi şeklinde o kadar güzel vurucu cümleler varki okuyucuyu derinden etkiliyor.
Benzetmelere gelecek olursam o kadar çok ki. Öncelikle şu şehit düşen askerlerimiz için onlar ölmediler sadece yer değiştirdiler diyen adam geliyor. Diğerlerini söylemiyorum maalesef o kafar fazla ki. Mutlaka okuyun derim...