Gönderi

6/10
·604 syf.··
2020 36. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2020 15:20
Kitabı ilk çıktığı aralar yoğun bir şekilde kitap satış sitelerinde gördüğüm için merak edip almıştım. Okuduktan sonra öğrendim ki o dönem hayli reklamı yapılmış ve kitap güzel bir pazarlama örneği ile okuyuculara sunulmuş. Sonrasında benzer konuları ele alan pek çok bilhassa yabancı ve birkaç yerli yazara benzerlikle, özenmeyle ya da onları taklit etmeyle itham edilmiş. Kitabın etrafında dönen bu hadiselerden haberim yoktu. Okuduktan sonraki araştırmalarımda gördüm olan bitenleri. O yüzden biraz sonra yazacaklarımı onların etkisiyle yazmadığımın bilinmesini isterim. Sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim iyisi mi: Kitap, bir ilk kitaba göre ve Türkiye şartlarında başarılı kabul edilmiş ama bol miktarda sıkıntılarla dolu fikrimce. Kendimce bu sıkıntıları elimden geldiğince ifade etmeye çalışacağım. İlk olarak bir roman mı okuyoruz yoksa ansiklopedi mi buna karar vermek zor. Yazar ele aldığı konular hakkında hayli araştırma yapmış ve bunları tüm kitap boyunca mütemadiyen okurun gözüne sokup durmuş. O yüzden kitapta yoğun bir bilgi bombardımanı söz konusu. Yazar bu hususta işi hayli abartmış, kantarın topuzunu kaçırmış. Gereksiz tekrarlar da işin cabası. Bunun en büyük zararı ise karakterlerin sahiciliği üzerine düşürdüğü gölge. Öyle ki karakterler birbirinden bağımsız pek çok konu üzerine “engin” bilgilere sahipler ve durmadan da bu engin bilgiyi saçıp döküyorlar. Mevlevilikten girip İlluminati’ye, Kalaba’dan yol alıp tasavvufa, resimden sıçrayıp mimariye, felsefeden dinler tarihine… bir yığın konuya değinip hepsi hakkında hurda teferruatına kadar verilen bilgiler aslında bize karakterlerin değil yazarın durmaksızın konuştuğunu gösteriyor. Yazar kendini kenara çekmeyip araya mesafe koymayarak karakterlerin nefes almasına müsaade etmemiş. Onun için onların sahiciliği son derece iğreti ve inandırıcılıktan uzak. Bu da “roman”ı birçok noktada baltalıyor âdeta. Yazar, kitabın gerilimi yüksek tutmak için mi yoksa bu konudaki benzer örneklerden etkilendiğinden midir bilmem ama kitabı “tüm olaylar bir gün içinde gerçekleşiyor” konseptine uygun olarak kaleme almış. Yalnız kitap boyunca o kadar çok olay cereyan ediyor ki bunca olayın 24 saate sıkıştırılması oldukça sakil duruyor. Yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi hem onca gevezelik edilecek hem de olay yaşanacak ve tüm bunlar bir güne sığacak… Hâl böyle olunca ortaya çok zorlama bir zaman yönetimi sorunu çıkıyor. Hâlbuki daha geniş bir zamana yayılarak da pekâlâ anlatılabilirdi tüm hikâye ve fikrimce bu daha isabetli bir tercih olurdu çünkü kitap yüklendiği “olaylar bir günde geçiyor” konseptinin altında ezilmiş bu hâliyle. Bu durum kurguyu zedelerken mantık hatalarını daha belirgin hâle getirmiş ve yazarın elini güçlendiren değil zayıflatan bir döngüye dönüşmüş. Mekân hususunda da zamanda olduğu gibi bir sıkışıklık söz konusu. Yazar nedense –bir iki yer hariç– Beyoğlu’ndan ve özellikle İstiklal’den çıkmamaya, haliyle karakterleri de çıkarmamaya yemin etmiş sanki. Buna şehrin üstüne bir kene gibi yapışan, kalın bir battaniye gibi tüm mekânları kuşatan ve bir türlü dağılmayan “sis” ısrarını da eklemek lazım. Sis, karakterlere bazı durumlarda hareket alanı açsa da bir süre sonra kitap boyunca pek çok konuda boy gösteren “zorlama” unsurlara eklemleniyor. Gelelim işin polisiye kısmına… Asıl zorakilik burada. Romanda yan karakterler diye tabir edeceğimiz kişiler kolaylıkla ve aslında hiç gerek yokken ölüyor/öldürülüyor ama merkezdeki karakterlere aslında bütün tehditler onların üzerindeyken bir şeycikler olmuyor. Bari yan karakterler de yaşasaydı. Onların tüm kabahati başrolde yer almamak olsa gerek. Yazar belli ki karakterler üzerindeki baskıyı, sıkışmışlığı arttırmak ve bu sayede gerilimi canlı tutmak istemiş ama yine inandırıcılığı/sahiciliği ıskalamış. Ayrıca polisler son derece yetersiz, kötü adamlar neredeyse son ana kadar fazlasıyla yeterli, ana karakterlerimiz ise her daim acar, becerikli ve şanslı. Yazar, kitap boyunca bilgi verme misyonunun şehvetine kendini fazlaca kaptırdığı için tempoda da sorunlar göze batıyor. Düşündükçe yazacak çok şey geliyor akla ama sözün özü bolca acemilikle malul bir kitap “Tekvin” fikrimce. Yalın dili, birçok farklı alanda uyandıracağı merak ve ilgi, kolay okunurluğu –benim için olmasa da– gibi yönleriyle genel okura fazlasıyla göz kırpsa da türün meraklılarına ve müdavimlerine pek de yeni bir şey söylemiyor. Bir edebî eser olma vasfından ise hayli uzak. Popüler kültürün kalıplarına bağlı kalınarak yazılmış, içinde bundan fazlaca unsuru barındıran, kolayca tüketilecek ve muhtemelen de sonrasında mazideki mütevazı yerini alacak bir ilk roman.
Edebiyat
TekvinArif Ergin · Doğan Yayınları · 20182,720 okunma
·
118 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.