·261 syf.··Beğendi
···Okunma: 19 Nisan 2020 18:47 Eğer siz de bu kitaba karşı benim gibi nerden geldiğini bilmediğiniz bir önyargı oluşturduysanız onu mutlaka yok edin :)
2. Dünya Savaşı yıllarında nedeni belirsiz şekilde bir uçak düşer ıssız bir adaya. Yanlarına alacak 3 şey sorulmamış bir yığın çocuk yanında herhangi bir yetişkin olmadan bu adadan kurtulmanın ve tabii hayatta kalmanın yollarını arar durur. Yaşları 6 ile 14 yaş arasında değişen oldukça kalabalık bir grup çocuk.
Bazı karakterler üzerinden gitmek istiyorum çünkü o karakterler bizim için insan gelişimini anlamak açısından oldukça aydınlatıcı olacak.
Simon: adanın en iyi niyetli, asla kötü düşünmeyen, inancında dahi herhangi bir kötü niyet beslemeyen bir çocuk. Herkese yardım eden, orta yolu bulmak isteyen ve herkesin kendi gibi sadece iyi olacağını düşünen bir çocuk. (içimizdeki en temiz en iyi yanımız)
Domuzcuk: adını hiç öğrenemeyeceğimiz büyüklerden biri. Akıllı, analitik düşünebilen, mantıklı bir çocuk. Fazlaca duygusal olduğundan, kötüye odaklı düşüncesiyle stresinden herhangi bir liderlik özelliği göstermese de adanın kalbi halini alan bir çocuk. Başta kimse tarafından ilgi görmese de sonraları akıl alınan bir bilgeye dönüşür. (domuzcuk bu adada bulunan her çocuğun iç sesi olabilecek bir kişilik)
Ralph: adanın karizmatik lideri. Hiyerarşi ve düzen seven, barınmayı beslenmeden önceki bir ihtiyaç olarak gören, demokrasi yanlısı, adadan kurtulma planı yapan, sözü geçen güçlü bir çocuk. Tüm insani duyguları içinde barındırsa da kendini kontrol etmeyi bilen aile tutumlarının bir çocuğu nasıl şekillendirdiğini gördümüz en net karakter.
Jack: adanın karanlık yüzü. Geçmiş yaşantında da baskıyı seven, savunmasızları korkutarak bundan beslenen, adadaki yaşantıyı fırsata çevirmeye çalışan bir çocuk. Agresif, saygı görme ihtiyacı ve bunun için avlanması ve avlanarak da gücü ele geçirme mücadelesi.
Hepsi çocuk, hepsi bambaşka şekiller sergiliyor kitap boyunca. Yaşamlarını şekillendiren şartlara ayak uydurmak zorunda kalırken, aslında yetiştirildikleri biçimleri alıyorlar. Savaş toplumunda hayatta kalma mücadelesine yabancı olmayanın ilk yaptığı şey olan dost ve düşman olarak ayrılmak, güçlü güçsüzü yener şeklinde olaylara yaklaşıp kendi egemenliğini kurmak.
İçinde saldırganlık dürtüsünü ortaya çıkarmak için fırsat kollayan ve bahaneler üreten de her şart ve koşulda iyi olmayı başaran da hep çocuk.
Doğuştan gelen bizlere aktarılmış genleri bile bir kenara itebileceğimiz çevre ve deneyimlere göre şekillenen kişilikleri çarpıcı bir şekilde yansıtmış yazar. Başından sona kadar heyecanla ve merakla okunuyor. Mina Urgan’ın detaylıca yazdığı son söz kısmıyla da çok tatlanıyor.
Keyifle…