Nietzche: Henüz iki kitabı yayımlanmış, kimsenin tanımadığı bir filozof. Yalnızlığı seçmiş. Acılarıyla barışmış. İhaneti tatmış. Tek sahip olduğu şey, valizi ve kafasında tasarladığı kitaplar.
Breuer: Efsanevi bir teşhis dehası. Ümitsizlerin kapısını çaldığı doktor. Psikanalizin ilk kurucularından. Bütün Avrupalı sanatçı ve düşünürlerin doktoru olmayı başarmış.
Ümitsizlik. Bir gün, erkeklerin başını döndüren kadın, Salomé, Nietzsche'den habersiz Breuer'e gelir. "Avrupa'nın kültürel geleceği tehlikede, Nietzsche ümitsiz. Ona yardım edin" der. Breuer, Salomé'yi tekrar görebilmek umuduyla "peki" der. Ve varoluşun kader, inanç, hakikat, huzur, mutluluk, acı, özgürlük, irade... ve neden, nasıl gibi en önemli duraklarından geçen bir yolculuk başlar...
Okurken ikilinin arasında ki diyologlar sizleri büyülüyorken aynı zamanda üzen şey bu kitapta geçen olayların gerçek olmaması (kitabın arka kapağında belirtilen bazı metinler hariç). Yazarın hayal gücü ve aynı zamanda yaşamış bu insanları böyle güzel birbirine bağlaması da ustalığının göstergesidir bence. Aynı anda yaşanmış olsa ancak bu kadar güzel anlatılabilir, aktarılabilir. Nietzsche'nin önerdiği çözümler, Freud'un buldukları ve yaptığı hipnozlar hepsi ileride çığır açacak şeyler ve bunun ilk adımlarını kitabta canlı canlı görüyoruz. Ve öyle aforizmalar var ki, insanın etkilenmemesi elde değil