·192 syf.··Beğendi
···Okunma: 27 Nisan 2020 22:11 #okudumbitti
Toplumsal algoritmaların dışında bir bireyin psikolojik travmalarını konu edinen bir hikaye. Psiko-sosyal gelişimi babası tarafından baltalanan bir oğul, hiç görmediği annesinin gerçek sevgisini, onu büyüten teyzesinin şefkatini aramaktadır. Freud'u doğrularcasına bir arayış...
Peki kimi aramaktadır ?
Milyonlarca kadından birini sadece tek bir tanesini; onun gibi düşünen, onun gibi duyan, onun gibi seven bir kadını...
.
.
Bay C. nam-ı diğer Aylak Adam, toplumun dayattığı meslek sahibi olma formuna bilinçli bir karşı duruş sergileyerek yaşamını aylaklık üzere kurmuştur.Aylak aylak dolaşan bir adam nasıl geçimini sağlar peki? Babasından kalan mirasla tabii.
İçinden atamadığı, kurtulamadığı babası...
Belki de bırakılan mirası hiçbir iş yapmayarak, salt harcamakla affedemediği babasından intikam almaktadır.
.
.
Edebiyatımızda çağdaş klasikler arasında yer alan eserde; bilinç akışı, iç monolog, günlük, geriye dönüş, mektup ve leitmotif gibi bir çok teknik kullanılmış. Bu yüzden kitapta ilk başta; kim,nerede,ne yapıyor anlayamayabiliyorsunuz. Dikkatli bir şekilde okumak bu karmaşayı daha anlaşılır kılabilir.
.
.
Beni en çok etkileyen kısım ise Oğuz Atay'ın bu kitaptaki bir pasajdan esinlenerek bir türlü bitiremediği eseri Tutunamayanlar'ı yazmasıdır. Çünkü gördüğü bir ışık var orada "Tutamak Sorunu" yaşan bir ışık, Selim Işık'a selam olsun..
.
.
Şimdi o pasajı bırakıyorum buraya:
"Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz.tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaydaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur, kimi müdürlüğüne, kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutmağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez..." S.(183)
.
.