Etkileyici bir kitaptı. İki tarım işçisinin dostluklarını, hayallerini ve buna bağlı olarak gelişen olayları anlatıyor. Kitapta en etkilendiğim noktalardan biri iyi niyetle yaklaştığımız her olayın iyi sonuçları olamayacağıydı, düşünmeden ya da bilmeden hareket ettiğimiz için. Örnek verecek olursam masum bir çocuk düşünün, bir çiçeği var ve sırf susuz kalmasın diye çiçeğe kontrolsüzce su veriyor ama fazla suyun çiçeği öldürebileceğinden habersiz. Sonunda niyeti iyi de olsa bilmeden hareket ettiği için çiçek ölüyor.
Beni etkileyen başka bir konu ise insanları belirli kalıplara sokma sevdası. Siyah, beyaz ; güzel, çirkin ; yaşlı, genç ; çalışkan, tembel ; kadın, erkek... Günümüzde bu tür kalıplar ortadan kaldırılmaya çalışılsa da insanların genelinde yapılmaya devam ediyor. Anlıyoruz ki kitabın yazıldığı 1937 yılından itibaren bizde pek de bir şey değişmemiş. -Aslında farklılaşmanın varlığından beri-
Oturup düşünmemi sağladı bu kitap, "Acaba ben de insanları kalıplara sokuyor muyum?"
Zaman zaman kendi korkularımız, çekinmelerimiz, bulunduğumuz ortamın algısı yüzünden insanları belirli kalıplara sokmaya çalışıyoruz. Her zaman başkalarını değil, kendimizi de... Bunu yaparken birbirimizi sınırlandırıyoruz, kısıtlıyoruz, engeller koyuyoruz. İnsanı ait olduğu ırkıyla, cinsiyetiyle vs. yargılamak yerine o engelleri kaldırarak insana insan olduğu için davranmak gerek.
Kitabı beğendim ve tavsiye ederim :)