‘Vezaif-i Ebeveyn’ diğer adıyla ‘Çocukların Eğitimi’; Terbiyenin usulünü ve onun yararlarını bilmeyip, terbiyenin tesirini inkar edenlere; güzel huyların fıtrattan olduğunu ve fıtri fenalığın ıslahının ve iflahının mümkün olmadığını düşünenlere karşı, terbiyenin mümkün ve ne kadar elzem olduğunu gözler önüne seren, bunun usullerini ve getireceği faydaları, terbiye hakkında ilk ve genel bilgileri verdikten sonra beş ana bölümde öz bir şekilde zikreden kıymetli bir eser. Kitabı okurken yazıldığı dönemin ruhunu ve letafetini hissetmek pekala mümkün. Bununla beraber bazı terbiye metotlarının modern pedagojik yöntemler ile çok örtüşmediği düşünülebilir, ancak takdir edilmelidir ki her çağın ve dönemin, kendine özgü ve etkili yöntemi farklılık arz edebilir.
Kitap ‘Umumi Terbiye Hakkında İlk Bilgiler’ kısmında; Ruh ve bedenin terbiyelerinin ayrı olduğunu, bununla birlikte bunlardan birinin terbiyesinin diğerine de tesir ettiğinden bahseder. Çocuklara bedenlerini sıkmayan rahat kıyafetler giydirilmesini tavsiye eder; onların rehavetten, yiyecek içecek gibi her türlü nefsani şeyin aşırılığından korunması, çocukların dayanıklılık kazanabilmesi için her türlü hava değişimine(sıcağa-soğuğa) alıştırılması ve en önemlisi manevi terbiyelerine ehemmiyet gösterilmesi üzerinde durur.
Birinci bölümde ‘aklı’ ele alır. Ebeveynler, çocukların aklına ve fikrine, yanlış ve karmaşık fikirlerin girmesine müsaade etmemeli, çocuklar iyinin ve kötünün ne olduğunu bilmedikleri zamandan itibaren daima iyiye alıştırılmalıdır. Çocuğun eğitiminde anne-babaların ciddi bir mesuliyeti vardır bu nedenle çocuklar için seçilecek mürebbinin şöhretine aldanmayıp onu iyice tahkik etmeli ve bu mürebbinin kitapta zikredilen özelliklere sahip olması gerekmektedir. Bu uğurda anne-baba gerek evlatlarının tahsil döneminde gerekse okul hayatları bittikten sonra onlardan ilgilerini esirgememelidir.
İkinci bölümde ‘meşrep’ konusu işlenir. Çocukların karakterinin tanınması ve ona göre ahlakının düzeltilmesi ve düşüncelerinin aydınlatılması gerektiğine değinir yazar. Küçük yaştan itibaren iyi terbiyenin esası olan itaatin önce fiilen yaptırılması sonra bunun ne olduğunun ve bunun getireceği iyiliklerden bahsedilmesi gerektiğine değinir.
Yazarın ifade ettiği üzere; Anneler şefkatlerini dengede tutmalı, yoksa her istediği yapılmış itaate alıştırılmamış olan çocuklarının, büyüdükleri zaman tez meşrep, sert tabiatlı, kararsız inatçı ve değişken fikirli halleriyle karşı karşıya kalacak ve bu çocuklar pek çok ahlaki meziyetten mahrum olacaklardır. Bununla birlikte çocuklar sadece nasihatlerle yola gelmez o nasihatlerin anne-babasında fiilen yaşandığını görmek ister çünkü sözden çok çevresindekilerinin fiillerinden etkilenir. Bu nedenle, çocukların yanında ‘ne de olsa anlamaz’ deyip olur olmaz sözler söylememeli, şaka ve espriler yapmamalı, çocuklar ahlakından emin olunmayan kişilerin yanında bulundurulmamalıdır.
Üçüncü bölümde yazar; ‘Methedilmeye Layık Ahlak’, dördüncü bölümde ‘Hisler’ ve beşinci bölümde ‘Terbiyenin Zamanı’na ilişkin konuları işler. Buralarda ebeveynlerin söyledikleri ile yaptıkları arasında uyum olmazsa bu durumun çocuklar tarafından yanlış anlaşılacağına ve bu durumun ,çocukların riyakar, dalkavuk ve yalancı olmalarına sebep olacağını ifade eder. İnsanlar iyilikten ziyade kötülüğe meyillidirler, bu nedenle çocuklar mümkün mertebe kötülükleri ve kötülüğe sebep olacak iyilikleri öğrenmekten uzak tutulmalı, iyi ve kötüyü er geç öğreneceklerse de evvela bu kötülüklere karşı silah hükmünde olan dini akideleri ve ahlaki üstünlükleri kuşandıktan sonra öğrenmeli ancak ondan sonra kendilerini müdafaa edebilir ve bu şekilde daha az zarar görürler. Devamında, ceza nasıl uygulanmalı, çocukların hisleri nasıl terbiye edilmeli, neler nasıl ibret olarak gösterilmeli, emanete sahip çıkma şuuru nasıl kazandırılmalı, nasihat ne zaman ve hangi şekilde verilmeli gibi pek çok önemli noktaya temas eder yazar.
‘’Ne mutlu o anne-babaya, öğretmene ve müeddibe ki; çocukları, hayra ve iyiye alıştırıp, dünya ve ahirete yararlı olacak işler yapmakla, aynı zamanda kendisini terbiye edenlere sevap kazandıracak kişiler haline getirir.’’( Bu arada: ‘Ben ne bir öğretmen, ne bir ebeveyn ne de bir mürebbi değilim, vakti gelince okurum bu kitabı’ demeyin. Çünkü bu kitapla, evvela bize en yakın olanı da eğitmeyi öğreniyoruz, yani içimizdeki haylaz ve mızmız çocuğu: ‘Nefsimizi’… )
-SEYYİDE NEFİSE KILIÇ-