Puan vermedi·208 syf.····Okunma: 01 Mayıs 2020 12:31 Nurettin Topçu, bir yandan dinamizmin gerekliliğini eski sistemlerden ve tekrarlardan kurtulmak gerektiğinden bahsederken bir yandan da kutsallara dokunulmaması gerektiğini söyleyerek kendi içinde çelişkili bir hal alıyor. Bu da onun milliyetçi kimliğinden kaynaklanmakta. Her defasında gelişmekten yükselmekten bahseden Topçu, batıyı eleştirmek adına batının iyi olan felsefe, ilim, teknoloji gibi nimetlerini de yok sayıp eleştirmekte ve bunları yeniden dirilişin önünde birer engel olarak görmektedir.
Özellikle devletin her alanda çağa ayak uydurup gelişmesini isteyen Topçu, geleneksel devletin yapısını teşkil eden esasların aynı şekilde devam ettirilmesi gerektiğini söylemekte. Eski devletlerin geleneksel yapılarını günümüz devletlerine uygulamak ne derece sağlıklı olabilir? Tartışılır bir konu. Fatihin, Yavuzun devleti idare ettiği şekilde idare etmenin eğitim açısından iyi olacağını savunan Topçu, kardeş katline cevaz vermeyi, yine demokrasiye tamamen zıt olan hilafeti de ister istemez onaylıyor. Fakat bu şekilde eğitim sisteminin ne derece günümüz şartlarında başarılı olacağı yine bir muamma.. Mevcut sistemin ne derece kötü olduğundan şikayetçi olan Topçu, bu sisteme karşı bir başkaldırıyı ise klasik milliyetçi duygularının etkisi altında kalarak reddetmekte. Aslında Topçu'nun yaptığı eyleme geçirilmemiş bir dua etme örneğinde başka bir şey değil. Her seferinde yabancı dil öğrenmenin zararlarından bahseden Topçu, günümüz açısından yabancı dil öğrenmenin ne kadar gerekli olduğunu ileriki zamanlar için kestirememiştir. Zira dil öğrenmenin o dönem içinde insanlığa bile herhangi bir zarar verdiğini düşünmüyorum.
Yazar geleneksel İslam inancını olması gerektiği gibi eleştirmiş eksikleri gayet güzel bir şekilde açıklamıştır.
Yabancı mekteplere ülkede yer verilmesinin zararından bahseden ve asla yabancı mektep olmaması gerektiğini dile getiren Topçu, o yıllarda yabancı ülkelerde açılan Türk mekteplerinin de kapatılması gerektiğini söyleseydi iddiası daha samimi olurdu. Topçu yine klasik Türk milliyetçiliğinin etkisiyle Türkiye'de yaşayan farklı etnik grupların olduğunu kabullenmeyerek herkesi Türk kabul edip farklı etnik yapıları yok sayarak farklı dildeki dindeki veya ırktaki açılan okullara da karşı çıkmıştır.
Ayrıca okullarda coğrafya, jeoloji ve kimya gibi derslere pek gerek olmadığını belirtmesi de eleştirilecek bir diğer noktadır. Çünküjeoloji ve coğrafya dersleri, insanın üzerinde yaşadığı ve aynı zamanda sürekli bir etkileşim içinde olduğu hayatı tanımasını sağlar. Keza kimya derslerinden uzak bir öğrenci ileriki süreçlerde kimyayı konu edinen her türlü bilgiden uzak durmuş olacaktır.
Topcu, üniversitelerin siyasetten uzak olması gerektiğini o dönemde dahi söylemesine rağmen malesef üniversiteler halen daha siyaset yuvaları olmaktan kurtulamamıştır.
Topcu, birçok yerde ittihatçıların yaptığı inkılapları eleştirirken ittihatçıların milliyetçilik ilkesini ise fark etmeden kabullenmiştir. Kitabı okuduğumuzda Türkiye'de sanki sadece Türklerin yaşadığını düşünmekteyiz. Bu da eleştirdiği ittihatçıların asimilasyon ve milliyetçilik politikasının tesiri altında kaldığını göstermektedir.