Gönderi

Japonya'nın Modernleşme Tarihinin Kısa Özeti
7/10
·840 syf.··
Beğendi
·
2020 2. kitabı
Bir zamanlar, toplamda 450 yazımın biriktiği bir blog sayfasındaki bir yazı için, Türk ve Japon modernleşmesinin benzerliği üzerine kısa bir araştırma yapma gereği duymuştum. İki ülkenin bu süreçlerinin benzerliği beni fazlası ile şaşırtmıştı. Çok fazla geleneksel kalıplara sahip ve batının modernleşme sürecinden geri kalmış iki ülkenin, 1850’lerden itibaren yönetim sistemi, eğitim sistemleri, askeri sistemler, sağlık sistemlerinde giriştikleri yenileşme çabaları ama diğer yandan geleneksel toplumun bu yeniliklere ayak direyişleri oldukça paralel özellikler gösteriyordu. Jun‘ichiro Tanizaki’nin, 1936-1941 yılları arasında, Japonya’daki bir aileye dair romanı olan “Nazlı Kar” bana, Japon modernleşmesini sivil toplum açısından takip etme şansı verdi. Asilzade olmasalar da, Osaka’nın geçmişte varlıklı bir ailesinin çocukları olan dört kız kardeşin 839 sayfa süren hikayesi, Japon toplumunun günlük yaşamına dair çok fazla detayla süslü. Özellikle gelenek ile modernleşme arasındaki geçişler çok ilginç. Örneğin evlerin bazı odaları batı tarzı düzenlenirken, bazı odalar Japon tarzı düzenleniyor. Konutlarda yeni yeni apartman ve çok katlı sistemlere geçilirken, romanda yakından takip ettiğimiz aileler düşük katlı, ahşap paravanlarla ayrılan geleneksel Japon mimarisine sahip evlerde yaşıyorlar. Yine en belirgin değişim, Türk toplumunda olduğu gibi giysilerde yaşanıyor. Özellikle kadınların bazıları geleneksel kıyafetlere bağlı iken, bazıları batı tarzı giyinmeyi tercih ediyor. Restaurantların bazı alanları Japon tarzına göre dizayn edilmişken, bazılarının batı tarzı sandalye sistemine sahipler. Tıbbın yeni yeni modernleşmeye başladığını ve bazı ilaçlarda dışa bağımlılığın olduğunu gözlemliyoruz. Ulaşım sistemlerinin ise, gelişmiş demiryolu ağı ile modernleşme sürecinin en hızlı gelişen alanı olduğunu, özellikle Osaka-Tokyo arasındaki yolculardan anlıyoruz. Ülkeyi demir ağlarla örme işinde bizden başarılı olduklarına şüphe yok. Fakat romanda görebildiğim kadarı ile bu değişim ve geleneksel ile modernlik arasındaki tercihler toplumda bir gerilime neden olmuyor. Oysa bizim toplumumuzda bu dönüşümün ve tercihlerin ciddi gerginlik yarattığı bir gerçek. Romanın sosyolojik yönünden edebi yönüne dönecek olursak, çok güçlü ve zengin dile sahip olan bir roman olduğunu söylemek zor “Nazlı Kar”ın. Anlatım oldukça düz. Ama bu romanı sıradanlaştırmıyor. Çünkü yarı belgesel nitelikli olan ve dönüşen bir toplumdaki aile yapısını yansıtmak isteyen bir romandan kelimeleri dans ettirmesini beklemek haksızlık olur. Diğer yanı ile karakterlerin oldukça belirgin, güçlü ve karakteristik olduğunu söyleyebilirim. Dört kızkardeşten birbirlerine daha yakın olan Sachiko, Yukiko ve Taeko (İçimden Koisan yazmak geliyor, çünkü roman boyunca “küçük kız kardeş anlamındaki bu sıfat daha çok kullanılıyor) zihnimde çok berrak bir şekilde oluştu ve 839 sayfalık uzun yolculuk boyunca onlarla oldukça içli dışlı oldum. Bazı sahnelerde kulaklarına bir şeyler fısıldayasım bile geldi. Romanın temel hikayesinin, üçüncü kız kardeş olan Yukiko’nun evlenmesine dair girişimler olduğunu söyleyebiliriz. O temel hikaye, geleneksel Japon toplumundaki kırılmayı da yansıtıyor. Dördüncü kız kardeş Taeko ise ailenin modernleşen yüzünü temsil ediyor. Geleneksel karakter, işlerin eski sistemle yürümediğini ispatlar gibi, her evlilik girişiminden başarısızlıkla çıkıyor. Ancak benzer bir durum hikayenin modern karakteri için de geçerli. Kendi işini kurmaya çalışan, kendi ilişkilerini geleneksel kalıplar dışında kurmaya çalışan dördüncü kız kardeş de, her attığı adımdan başarısızlıkla çıkıyor. Gerçek zamanlı yazılan ve 1943 yılında tefrika edilmeye başlayan romanda, yazarın o dönem için modernliği ödüllendirmekten kaçındığı için Taeko’yu bu kadar cezalandırdığını düşünüyorum. Ama neticede her keskin dönüşüm süreci toplumlarda kayıp kuşaklar yaratır. Romanda da, ailenin ilk iki kızı kendi dönemlerine tutunabilirken, son iki kız geçiş döneminin kayıp kuşaklarına dönüşüyorlar. Oysa roman boyunca, bir modernist olarak benim kendime yakın hissettiğim karakter Taeko olmuştu ve onun bu romanın kazananı olacağını düşünmüştüm. Belki hayal kırıklığına uğradım ama sosyolojik şartlar açısından şaşırtıcı bir son olmadı. Uzun olmasına karşın, belki düz bir metin olması sebebi ile kolay ve akıcı okunan bir roman oldu benim için. 13 günde ve 60-65 sayfalık okumalarla tamamladım. Japon yazarlardan Murakami ve Ishiguro’nun kitaplarını okumuştum. Tanizaki okuduğum üçüncü Japon yazar oldu.   Romanın çevirisinin çok başarılı olduğunu düşünmekle birlikte, bazı noktalarda garipsediğim tercihler olduğunu söyleyebilirim. Örneğin bir Japon’a “Böyle asil bir küçükhanımın lütfedip benimle evleneceğini hiç düşünemiyorum. Hem evlenmeyi lütfetse bile benim fakirhanemde mustarip olmasına gönlüm izin vermiyor. Hani olur da benimle evlenmeye teveccüh ederse benim için bundan büyük lütuf olamaz.” gibi ağdalı ve bir nebze eski Türkçe ifadelerle konuşturmak önceleri biraz garip geldi. Ancak sonradan, çevirmenin büyük olasılıkla romanın orijinal dilinde de benzer olan dil farklılıklarını bu şekilde yansıtmaya çalıştığını düşündüm. Mevsim geçişleri, kiraz ağaçları, Japon bahçeleri, tapınaklar, ateş böcekleri ile renklenen, coğrafyanın özelliklerini de hikayeye katan güzel bir roman okuduk bence. Zannedersem okuduğum en uzun romanlar listesinin ilk beşinde yer alabilecek bir kitaptı.
Edebiyat
Nazlı KarCuniçiro Tanizaki · Can Yayınları · 2021271 okunma
··
365 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.