Gönderi

Mayıs ayı hikaye etkinliği
Resim no.8 hizliresim.com/Tli4qA Tesbihçi Musa her gün olduğu gibi sabah ezanından yarım saat önce uyandı. Pencerenin yanına oturdu. Elinde tesbihi, dilinde duası ile ezanı beklemeye başladı. Vakit geldiğinde ise heyecanla ayaklandı. Boynuna her biri el emeği olan tesbihlerini taktı bir kısmını eline aldı ve eskiden yuvası şimdi ise çilehanesi olan tek göz odadan ibaret evinden çıkıp camiye doğru yürümeye başladı. Bir avuç cemaat ile namazını kıldı. Ellerini semaya kaldırdı, bu dünyadan onu geçmişi ve geleceği ile tanıyan tek varlık olan Rabb’i ile dudakları kıpırdamadan, gözlerini kapatıp gönlünü açarak konuştu. Ferahlamış bir halde gözlerini açınca caminin boş olduğunu gördü. Kalkıp gideyim diye düşünürken Bir an elleri ayakları küçüldü, feri giden katarakt mağduru gözleri netleşti, etrafındaki küçük çocuklarla birlikte çocukluğunda caminin imamı olan dedesini gördü karşısında. Etrafındakilerin çocukluk arkadaşları olduğunu farketti. Gözleri yaşardı. Tek bir kitabı on iki çocuğun kullandığı, dedesinin hocalık yaptığı ders bitince de dereye oynamaya gittiği yalnızlığın, tükenmişliğin ne olduğunu bilmediği yıllara dönmüştü. Heyecanla etrafa bakınıp dedesinin büyük ve şefkatli ellerine uzanmak isterken bir anda eli boşluğa gitti. Tekrar yaşlı bir Musa olmuştu, bu garip olay karşısında hem şaşırdı hem de içi cız etti.Camiden çıkıp Bayram Ağa’nın kahvesine giderken o çocukların arasında yıllar önce traktör kazasında hayatını kaybeden Bayramın da olduğu aklına geldi. Kahveyi oğlu Selim ile torunu işletiyordu şimdilerde. Selim kahvenin kazandırmadığını boşa emek olduğunu söylüyordu. Bu sözler Musa’nın canını pek sıkıyordu. Öyle ya köyün tüm gençleri şehire gitmişti, koskoca köyde bir avuç genç ve beli bükülmüş birkaç yaşlı kalmıştı. Aklına camideki garip olay gelirken bir çay istedi ve ceketinin cebinden çıkardığı arasında peynir olan ekmeği hevessizce ısırdı, bir parçasınıda bölüp ayaklarına dolanan kediye verdi. Artık yemek yemek bile bir külfet olmuştu. Oysa eskiden dişleri ile ceviz,fındık kırardı şimdi ise bayat bir ekmeği bile çiğnemekte zorlanıyordu. Tesbih satıyordu caminin karşısındaki kahvede. Paraya ihtiyacı olduğundan değil de hani bir iki insan yüzü görmekti amacı. Akşama kadar yalnız başına oturmak o kuyu gibi evde çürütürdü insanı. Şıkır şıkır tesbihleri ile otururdu gün boyu kahve önünde bir sohbet arkadaşı bulmak için.Bundan dolayı çoğu kişi özellikle köyün gençleri Tesbihçi Musa’ya yakalanmadan gelip geçmeye çalışıyordu kahvenin önünden yoksa bir dünya şey anlatıyordu tuttuğuna. Musa Amca da biliyordu gençlerin, büyüklerin bundan sıkıldığını ama ne yapsa etse durduramıyordu kendini. Yaşlılıktan bükülmüş,küçücük kalmış şu bedenin içindeki kalbi sığmıyordu dünyalara. Ne günler görmüştü. Koskoca 75 yıl boyunca öksüz kalmıştı, yetim kalmıştı, dul kalmıştı, büyük oğlu Nevzat’ı toprağa vermişti, arkadaşlarının cenaze namazlarını kılmıştı... İnsan acısıyla tatlısıyla bunca yaşanmışlığı nasıl sindirip sineye çekebilirdi? Hal böyle olunca da Musa Amca boyuna anlatıyordu. Anlatıyordu ama anlaşıldığından şüpheliydi. Anlamazlardı ki, sadece Allah ve kendisi anlardı insanı yahut kendisi bile anlamazdı bazen. Öyle yaşar giderdi kimi insan. O tek göz evde harama bulaşmadan üç çocuğu okutmanın ne olduğunu, kendisi kocaman adamken ölen babasının ardından yetim bakışını, tuttuğu kınalı elin bu dünyadan göçüp gidişini, kendisinin de bir zamanlar genç, çocuk olduğunu.. Hırıltılı derin bir nefes aldı. O sırada ekmeğini paylaştığı kedi tesbihlerin imamesi ile oynamaya başlamıştı, bir tebessüm açtı yüzünde, gözleri parladı içi sevinç kesti bir an. Bir yudum daha alıp çaydan gözünü dikti masmavi göğe Tesbihçi Musa. Bu dünyadan göçen ailesi, dostları, arkadaşları göğe dizilmiş de biz buradayız üzülme der gibi bakıyordu. Hepsi pek mutlu görünüyordu.Tebessümü daha filizlendi. Uzansa erişecekmiş gibi bir el uzattı ama uzanan kolu düşüverdi yanına. Uzunca bir zamanda anlatıldı bu olay, köpürte köpürte anlattı kahvede oturan birkaç kişi hatta keramet sahibi olduğuna bile karar kılındı Tesbihçi Musa’nın. Keramet sahibi olmasa Azrail Aleyhisselam böyle güzel alır mıydı canını?
Edebiyat
··
19 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Elinize sağlık, güzel bir durum hikayesi olmuş resimle uyumlu. Teşekkürler katkınız için.
Gülse
Gönderi Sahibi
Ben teşekkür ederim:)