Gönderi

Merdivenli Sokak/Mayıs ayı Hikaye Etkinliği
hizliresim.com/nnkuxL Fethiye Caddesi üzerinde merdivenli sokakta bir salondu burası..Kuaför salonu, bir çiftin salonu.. Fön, boya ya da kesimden sonra sigara molası vermek için dükkanının önüne çıkıp iskemlesine kurulan Servet Bey’in salonu.. Her gördüğümde kuaförden çok turistik objeler satan esnaf izlenimi verir kendisi..Camekânında turkuaz boncuklu bileklikler, mozaik baskılı kartpostalların konduğu...Kenar köşelerde oyalı tülbentler, lifler, örgü bebek yelekleri, patikler sergileri içinde bezgin yarı açık ağızlı bir adam Servet Bey.. Kavruk bir havada tek tük gezginlerin uğradığı dükkanlarda, siz fiyat sorana kadar hiç konuşmayan sakin ve ağır kanlı bir adam Servet Bey.. Belki Servet Bey’e sorsalardı kuaför olmak değil de taş duvarlı, gölgeli sarı ışık altında bir odadan oluşan atölyesinde yüzüklere merceği ve cımbızı ile elmas yerleştiren değerli taş işçisi olmak isterdi. Sanmam...En son gördüğümde Müge Anlı’nın aydınlatmak üzre olduğu bir cinayeti izlerken, fırçasındaki boyayı saça yedirme esnasında, sülalenin soy bağlarını bir nefeste sayan sıkı TV izleyicisi bir mücevherci olamaz... Zihnimin kıvrımlarında olamadığı mesleklerdeki Servet Bey modellerini iteleyip,karşımda duran bezgin kuaföre “Merhaba” diyerek kapıdan girdim. “Çok beklemeyeceksem kakül kestirmek istiyorum.”dedim. “ Az işim var, kahve içersin beklerken “ dedi yarı açık ağzı ve göz kapağının altından yarısı görünen yeşil gözleriyle..Başımla onayladım .Kuru mama tabağı ,boydan cam duvarın önünde ,her zaman ki yerinde duruyordu.Kızıl kediyi doyurmaya devam ediyordu anlaşılan. Azametli alacalı bir kedi.Uzaktan tebessümle izlemeyi sevdiğim bir kedi.Şimdi Fethiye Caddesini turlama saatinde..Acıktığında doyacağı yerin yolunu biliyor.Metabolizmasının saati, yemeğinin yoluna düşüreceği saate kadar oyalanıyordu ürkek ve meraklı gözlerle sokaklarda.Herkes gibi yemek, içmek,uyumak temel duraklı hayat yolunda kedice zamanlar... Köşede hardal renkli deri koltuğa oturdum.Dörtgen bir salondu burası.Her biri yuvarlak üç aynalı, üç saç bakım masası ve üç döner koltuk.Salonun gerisinde paravan kapı arkasında kadın ağda kısmı, saç yıkama lavabosu, küçük bir çeşmeli tezgah ve buzdolabı ve boya karışımı hazırladıkları ikinci bir tezgah ve iki kapaklı dolap.. Önümde ince ayaklı bir masa vardı. Üzerinde ağır, renkli, kaygan ve serin dergiler.Dağınık durmasına bakılırsa beş altı kişi göz gezdirmişti dergilere.Sayfaları karıştırdığında Bulvar ya da Tan gazetelerinin renkli ve nefsani bakma hazzı veren ve çabuk tüketme hızında dergiler... Telaş çağında yaşıyoruz ya.Ama telaşsızım uzun zamandır..Servet Bey’in kahve içme süresi vakti bekleyebilirim.Ben baktığım anda bana bakan Timuçin Esenli kapaklı olan dergiyi uzandım aldım.Evvel zaman mum ışığında aktörün resmine bakarak yazdığı mektupta duyguları coşan kadın şimdi ben miyim?Tuhaf ama evet yine bakıyorum o aktöre.. Yirmilerimde olmalıyım o zamanlar.Arka odalardan birinde büyük bir yatakta bir adam yalnız uyurken... Mektubu hiç göndermedim .Daha güzeli oldu.Kırık dökük bir vaktimde tasarım mağazasında birden önümde belirdi ve İsa doğduğunda aydınlanan mağara gibi ruhum aydınlandı.Güzel şeyler, beklemediğimiz zamanlarda gelir diye kim dediyse kelimelerinden öpüyorum, doğru söylemiş. Dergilerde ilkönce röportaj yazıları okurum. Balat’ta âtıl binaları satın alıp restore eden bir girişimci.Afilli bir iş gibi geliyor kulağa.Arkeolog imiş aslen.Editör soruyor İndiana Jones filmleri izledikten sonra mı olmak istediniz arkeolog? Bir gün Bağdat Caddesinde yürüyor,sarı rengin sahibi Van Gogh’un tablolarını hatırlatan camekanlı bir kitapçının kapısına ayaklarım beni götürdü, üzerinde savaş arabası süren Mısırlı bir savaşçı resmedilmiş bir kitabı aldım elime .Sarı renkli bir kitap kapağıydı.Son bölümde fotoğraf albümü vardı.Fotolar içinde bir resimden gözlerimi alamadım.Bir tepenin yamacında başları kat kat bezlerle sarılmış sarıklı ve beyaz entarili üç adam oturmuş.Biri elini siper etmiş, piramide ya da balona bakıyorlar, seyrediyorlar.Ben arkeolog olmalıyım dediğim an. Böyle diyordu restoreci ince kadın röportajı yapan editöre..Bu resmi merak ettim.Satır aralarına hayal meyal kendi anılarım karıştı. Kutsal topraklarda kavruk bir akşamüstü Vahide ile mescide gidiyorum.Karşımızdan yüzü gece kadar siyah, efendi tebessümlü ,kat kat bezleri başına sarık diye sarmış eflatun entarili bir adam geliyor.Ne kadar görkemli , bakışlarım kapıldı tek kolu belinde yürüyen gece kadar siyah ve parlak yüzlü adama.Tüm cesaretimi toplayarak önüne geçtim. Resim istedim beraber.Gülümsedi, durdu yanımda poz verdi hatta.Nijeryalıymış.Başlarına doladıkları kat kat bezlerden sarıklar, bu insanları azametli gösteren... Belki de o resimdeki piramidi ya da balonu seyreden Mısırlılar, Nijeryalı Afrikalıya benziyorlardı. Servet Bey hoparlörün sesini açmış olacak.Minik Serçe’nin sesini seçtim düşüncelerimden sıyrılarak. “ Benim yerime de sev.Bekletme hayatı.Kaç kişiyiz savunan sevdayı.” sözleri piyano tınısı ve akordiyon dalgaları arasında sihir etkisi hissettiriyor ruhuma bir ân. Çırak kızın “Buyrun” sözüyle kalktım aynada kendime baktım.Az şekerli kahvemde geldiğine göre kahve içimlik bekleme zamanı geçmişti. Servet Bey, Moda pazarında âdi boncuklu penye tişörtleri çekiştirip karıştırır gibi parmaklarını saçlarıma daldırdı.Bir iki makas hareketiyle perçemlerim alnıma dökülmüştü. Kaküllerimi sevdim.Kuru mama tabağı hâla boştu, alacalı kediyi seyredemedim bu sefer.Servet Bey’le salon kapısından peşpeşe çıktık.O iskemlesine kuruldu bir dal içimlik hayallerine gömülürken ben merdiven sokağı yarılamıştım bile. Ses dinleyicilerini yerleştirdim kulaklarıma.Durağa yürüdüm.Bir Podcast yayını seçerim yürürken.”Nerden Başlasam?” bölümlerinden.Belki Roma Tarihi belki Gastronomi belki Mutluluğun Peşinde başlıklı ya da en sevdiklerimden ‘Geçmişi Yeniden İnşa Etmek’ olanı yeniden dinlerim .Eve varış süresiyle aynı olanı hesaplayarak.. * * * Ne belli? Ne gecem belli ne de gündüzüm.Pratik bir yemek hazırladım.Bar taburelerimize kurulduk.Pide ekmeğine yaptığım tostu akşamın körfez ışıkları manzarası eşliğinde yiyoruz.Oğlumun sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım. “ Anne elektrik telleri üzerindeki kırmızı beyaz toplar helikopter yoluymuş.”dedi ve ardından ekledi.”Önümüzde duran elektrik kulesine çıkıp tostumu orda yemek istiyorum.” “ Tehlikeli” dedim sadece.Sonra düşündüm.Ona göre her şey mümkün ve olağan. “ Elektrik akımından seni koruyacak bir giysi tasarlarsın,sonra tırmanıp en tepede tellerin üstünde oturup tostunu yersin.” dedim. “Yaparım belki” dedi. Yeniden körfez ışıklarına daldım.O mavi yük gemisi aylardır körfezde duruyor, ne taşıyor, nerden geliyor diye her gün düşünüyorum .Resmini çekip araştırıp öğreneceğim diyorum .Hergün aynı düşüncenin yinelendiği sabahlara uyanıyorum.Gemi aynı yerde duruyor, sabahlar da aynı.. Ne zaman öleceği söylenen insanlar belki şanslı.Yarına meraklarını bırakmayı terkedecekler çünkü.Yarın onlar için yok.Yarın bugünlerde herkes için belirsiz... Ay ,dünyanın etrafında ve kendi etrafında dönüş hızı aynı olduğu için hep ayın aynı yüzünü görürmüşüz.Sanki tek bir sabahı yeniden yeniden yaşıyor gibiyim.. Salgın hastalık günlerinde bir zamanlar sürdüğüm hayat sanki çok uzak bir zamanda kalmış duygusu veriyor. Bir kez daha Fethiye Caddesinde yürür müyüm, gelişigüzel dergilerin sayfalarını kuaför salonlarında çevirir miyim, yüzlerce farklı saçı taramış fırçaları saçımla buluşturur muyum, müşteri kahvesi içer miyim, alacalı kediyi görür müyüm bilmiyorum. Kakül istediğimi biliyorum .Kakül hayal ederken serotonin topları kanımda patlıyor ânlık. Bugünlerde hayal etmesi mümkün sadece....
Etkinlik
··
190 Gösterim
2 Yorum
Elinize sağlık, güzel bir İzmit öyküsü/anlatısı olmuş::) Bolca tanıdık şey vardı öyküde, önce Serdar Kuzuloğlu'nun podcastine gittim, sonra Mirgün Cabas'a. Fethiye'de nerde kuaför vardı diye düşündüm - çok uzun zaman önce gitmiştim. Grçekten de zihninizin kıvrımlarından çıkartmışsınız hikayeyi, çok da güzel olmuş- resim de cuk oturmuş:) Keyifli -sonu covid olsa da- bir hikayeydi, hemen de bitti uzun olmasına tağmen. Diğer etkinliklere de bekleriz + Bitirrmeden bir de anekdot geçeyim. Öykünüzü okurken twittar'a baktım bir ara, kuaförün kakulunu mahvettiği bir kadın gördüm. Sonra öyküye devam edip de kakulle karşılaşınca bir sarsıldım, nasıl yani modunda. Neyse , güzel olmuş dediğim gibi, teşekkürler katkınız için etkinliğe:)
Gülcan C.
Gönderi Sahibi
Bu güzel yorum için teşekkür ederim.Mutlu ettiniz beni:)🙏💐
👏👏👏
Gülcan C.
Gönderi Sahibi
🥰
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.