10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2020 33. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2020 12:00
K R İ Z A N T E M “Aşk için direniş, sevgi için direniş… Cesurca direniş, mertçe direniş…” “Kader bazen sevindirip güldürdüğü kadar, zaman zaman da kahırlandırıp gözyaşı koridorları açıyordu.” “Su üzerine yazı yazar gibi geçip gitmiş gidenler, gözyaşları dökülmüş, ciğerleri sökülmüş. Nice yiğitler düşmüş toprağa, nice analar, körpe yavrularının mezarını ıslatmış gözyaşlarıyla, nice taze gelinlerin ellerinde kınalar solmuş bitmeyen bir bekleyişle. Nice evlatlar yosun tutmuş bir mezar taşına sarılmış baba diye. Nice babalar torun sevemeden geçip gitmiş yalan dünyadan.” ✏ Mustafa Özipek (Mıstık), Gülsüm hanım, Hayri Müdür, Metin, Osman Ağa, Sevda, Alpaslan, Harun bey, Hıdır Demir (müdür baba), İlyas reis, Recai (Ahlaksız Cingöz), Muhsin Yazıcıoğlu ve diğer karakterler ile 12 Eylül döneminde birlikte yer almış gibi hissettim. Daha öncede o dönem ile ilgili kitaplar okudum ama bu eser kadar içime işlememişti onlar. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının yaşadıkları sonrası idamı, Muhsin Yazıcıoğlu’nun hapis hayatı insanı derinden etkiliyor. Sevda ve Mustafa’nın hayatı ise bambaşka dokunuyor yüreklere… ✏ Öncelikle, yazarımızın 299 sayfalık eserinin öylesine güzel bir şekilde dolu dolu olduğunu belirtmek istiyorum. Mustafa’nın çocukluk ve delikanlılık dönemini okurken sanki iki ayrı kitap okumuşum gibi oldum. Yazarımız o dönemde yaşanılanları öylesine güzel nakış nakış işlemiş ki sayfalara, ağlayarak okumaya devam ettim. Annesinin çiçekler ile dolu bahçesine hayran kaldım. Krizantemi işte o zaman öğrendim. Metin’in bahçeden solucan çıkardığını okumam ile çocukluğum geldi gözümün önüne. (Ben çıkartırdım solucanları ve yeğenim balığa gideceğim diyerek benden isterdi onları.) Birinci bölüm sonu bahsedilen Kıbrıs harekatını okuyunca, dedim ki babamın askerlik döneminde eğer gönderilse idi şu anda ben olmayacaktım. (Babam gönüllü gitmek istemiş, komutanı sen terzisin silah eğitimini tam görmedin ve adım attığın gibi vururlar demiş.) ✏ İkinci bölümde ceyrancıların gelmesi ve Mustafa’nın hali güldürdü beni. Kahveye babasının yanına gidişinde akşam karanlığında lambalar ile tanışması o anda anlayamaması ile kendi kendine sayfa 34 te söyledikleri ve o andaki masumluğunu hissetmek güzeldi. Sonrasında televizyon ile pardon :) ‘teloozon’… ile tanışmaları ayrı bir güzellikti. O dönemlerde olan gezici kütüphane olayını da çok sevdim. Ne güzel düşünülmüş, harika bir fikri uygulamışlar. Muhtarın babasına verdiği nasihatler ne kadar yerinde ve doğruydu ama anlayana… Hayri Müdür’ün kendine yakışmayan davranışlarda bulunması, eşine ettiği eziyetlerin Allah tarafından görülmediğini düşündü sanırım. Eden bulur ve Allah’ın adaleti ağırdır… Milli Eğitime edilen şikayetler sonrası yaşadıkları da bunun göstergesi… Onun yaşadıkları ve rahatsızlığı ile ilgili benim babamın da aynı durumda olması gözyaşlarımı tutamama sebep oldu. Eseri okuma zamanımda bazı kötü haberleri almış olmam tesadüf mü? Sanki hayat, bu eseri okuma zamanımı ona göre ayarlamış. Her şeye rağmen Mustafa’nın babasına da üzüldüm. Kar yağdığında yolların kürekler ile açılması yine çocukluğumu aklıma getirdi. (İlk okula gidiyordum ve kar yağdığında her zaman kapı arkasında hazır olan kürek ile komşuya, bakkala ve wc ye açılan yollar tünel gibiydi bana.) Mustafa’nın memleketinde kış şartlarından dolayı ulaşım güçlüğü ve hastaların hastaneye götürülme şekilleri beni üzdü. Ne kadar kötü şartlar altında yaşamışlar. Şimdi ise her şey elimizin altında… ✏ Üçüncü bölümde yurt müdürünün ayrımcılık yapmadan öğrenciler olan ilgisine hayran kaldım. Ne güzel sevgi dolu bir yüreğe sahipmiş. Kendisini yürekten kutluyorum. Yedinci bölümde Sevda’nın anlatmış olduğu yüreğe dokunan Kardelen & Hercai hikayesini beğendim ve sonrasında Mustafa’ya dediklerini de daha bir başka sevdim. Ardından da Mustafa’nın Sevda’ya anlattığı Hanımeli & Sarmaşık hikayesi de çok güzeldi. (Çocukluğumda mis gibi kokan çiçeklerini koparıp balını yerdim. Hanımelinin gözyaşları olduğunu ne bilirdim…) ✏ Sekizinci bölümdeki Recai lakabı Ahlaksız Cingözü hiç sevmedim. Onun ettiği küfürleri kendisine gönderdim. Tam bir pislik herifin tekiymiş… Mustafa’ya çok üzüldüm... :( Dokuzuncu bölümde avukat ile görüşe gittiğinde kapıdan girişte gördüğü kişi sonrası devamını okurken yine gözyaşlarımı tutamadım. Onuncu bölümde ise Sevdanın anlattıkları ve itirafları sonrası ona da ayrı bir üzüldüm. Mustafa’nın düşündüğü gibi olmadığını, onunda o dönemde yaşadıklarının kolay olmadığını öğrenmek beni de çok üzdü… ✏ Eser bitti ama bende bittim… Yüreğimde derin izler bıraktı bu harika eser. Yazarımızın da dediği gibi ağlaya ağlaya okudum. Yorumu yazarken bile yeniden yaşadım her şeyi. Kesinlikle bu kitabı tavsiye ediyorum, yazarımızın kalemini sevdim. Kendisi de güzel bir yüreğe sahip, okuyucusu ile yakından ilgilenen nadir yazarlardan. Yazarımızın yüreğine sağlık. Bol okurları olur inşallah. Not: Eserde geçen Hukuki terimler, Osmanlıca, Arapça, Farsça, Fransızca ve İtalyancadan kullanılan kelimelerin anlamlarını kitapta açıklamalarını belirtselerdi çok güzel olacakmış. Epeyce zor oldu okurken. Ben okuma süresinde internetimi kapalı tuttuğum için aç kapa yaparak kelimeleri araştırmak zamanımı almaktan ziyade okuduğum yeri bir daha okumama sebep oldu. Farklı kelimeler öğrenmek güzel oldu ancak diğer baskılarda açıklamaları yazarlar ise daha güzel olur. #ilhamiakan #krizantem #okudumbitti
Krizantemİlhami Akan · Çınaraltı Yayınları · 201946 okunma
·
57 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.